Gönderen: meram | Mart 20, 2007

Konya Tarih ve Folklorunda Meram

meram-kopru-eski.jpg

Muzaffer ERDOĞAN*
Eski ve ünlü bir mesire ve sayfiye yeri olan Meram’ın uzun asırlar zarfında başından geçirdiği olayları adım adım takip etmek ve tarihi karakteri tebellür edenlerini birer birer tesbit eylemek işi mühim hususlardan birisidir. Fakat, Meram’ın geçmiş devirleri için mevcut bilgilerimiz bu önemli meselenin halli için kafi gelmemekte, bu yolda esaslı denecek derecede kolektif bir tarih ve folklor seferberliğine girişmek gerekmektedir. Kanaatimizce Meram için yapılacak her türlü kalkınma hareketlerinin başlangıcını bu esaslı temele oturtmak bugün için kaçınılmaz bir zarurettir. Çünkü, geçmişi layık ı veçhile bilinmeyen her hangi bir hususun geleceği tayin edilirken satıhta kalmak ihmali vardır, ve bu ihtimal ekseriyetle iyi neticelerin husulüne engel olmaktadır. Elimizde Meram’a dair çeşitli tarihi ve folklorin kaynaklardan zaman zaman derlenmiş dağınık bir sürü notlar mevcut olmasına rağmen bugün bu işi tam manasıyla yerine getirebileceğimizi zannetmiyoruz. Bu keyfiyetin layıkı üzere tahakkuku için aynı zamanda Konya’da olmak ve yanı başındaki Meram’da mahalli müşahede ve tetkiklerde bulunmak ta icap etmektedir. Bunun Gedabad meftunlarından ve diğer Meramlı dostlardan beklemek daha doğru ve yerinde bir hareket olmuş olur.
İstanbul ile Konya arasında bazı münasebetler kurmaya özenenler, Kağıthane ile Meram bağlarını her halde bir an için gözlerinin önüne getirmekle bir dereceye kadar doğru bir iş yapmış olurlar. Başta coğrafi durumlarının çeşitli bölümleri olmak üzere her ikisi de tarihin çok eski zamanlarından beri kadim birer iskan mıntıkası olmaları, sırlar boyunca birçok şairler için emsalsiz birer ilham kaynağı teşkil etmeleri, söylediğimiz bu gerçeğin görünen ilk belirtileri olarak sayılabilir. İstanbul ufuklarını gündoğusundan gören Kağıthane gibi Meram bağları da Konya şehrini şarkından temaşa etmektedir.
Dar bir vadi ortasında kıvrıla kıvrıla ve yayıla yayıla yoluna devam ederek Silahdarağa önlerinden Haliç’e dökülen Kağıthane Deresi gibi Meram Çayı da Meylas Dağları’ndan ve Loras eteklerinden bin bir zahmetle topladığı sularını Konya Ovası’na boşaltmak arzusundadır. Ahmet III ile ince ve hassas ruhlu sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa zamanında Kağıthane çayırları İstanbul halkının büyük rağbetine mazhar olan bir teferrüç mahalli olduğu gibi Meram bağları da bilhassa Mevlana Celaleddin ve Çelebi Hüsameddin günlerinden beri Konya ahalisinin en ziyade haz duyduğu mu’tena bir mesire halinde kalmıştır. Sadabad köşklerinde Lale Devri’nin çeşitli zevk ve eğlenceleri ile mest olan saray mensupları gibi Ay-yıldız ve Dede bağlarında, Mevlana’nın gönüllü meclubları bülbül nağmeleri ve ney sesleri ile hem ahenk olarak sema edip durmuşlardı. Çelebi Hüsameddin’in, Meram’ın Dere semtinde ve Maarif değirmeni civarındaki Hümam adlı bahçesi, Mevlana ile yakınlarının sık sık gittikleri yerlerden olup burada mensupları ile birlikte vakit vakit sema meclisleri kurarlar ve şiir toplantıları yaparlardı. Yakın zamanlara gelinceye kadar Meram’ın bazı yörelerindeki ve ezcümle Dere Köyü’ndeki mezarlıkta bazı Selçuklu makberelerine rastlamak kaabil olmakta idi. Anadolu Selçukluları’nın meşhur Konya Darüşşifası’nın birkaç dönümlük vakıf arazisinin Meram’da bulunan Lalebağı mevkii olması bir ihtimal dahilindedir.
Asırlardan beri Konyalılar için hem bir mesire yeri hem de bir sayfiye rolünü oynayan Meram’ın ismi üzerinde bir parçadurmak icap eder: Meram’ın sebeb-i tesmiyesi hakkında şimdiye kadar muhtelif türde fikir ve mütealalar serdedilmiş ise de bunların hiçbirisi bugün için maalesef tam bir kat’iyet ve mevsukiyeti haiz addedilemezler. Bunlardan birincisine göre Meram, adını (Meryem) den almıştır. Konya’nın İkonyum’dan türediği ve İkon’un ise Hazreti İsa ve Meryem ile yakından ilgisi bulunduğu göz önüne getirilerek böyle bir neticeye varılmak istenmiştir. İkincisine göre ise Meram, ismini Meram Şah adlı bir tarihi şahsiyetten almaktadır. Bunun eski Selçuklu beyzadelerinden birisi olduğu hakkında bazı söylentiler mevcuttur. Fakat bugün Meram’ın hiçbir köşesinde adını ve izini bu şekilde aksettiren ne yazılı bir kayıt, ne de ufak bir anıt ele geçmiş veya görülmüş değildir.
Üçüncüsüne göre ise Meram adının (Mir-i Ab) ile bir ilgisi olması ihtimalidir. Sulama ve dağıtma işine nezaret edenler hakkında kullanılan bu tarihi terime Selçuklu ve bilhassa Osmanlı kaynaklarında sık sık rastlanmaktadır. Bilindiği üzere (Sıbeyliği) anlamına gelen (Mir-i Ablık) mukataa suretiyle alınırdı. I.Abdulhamid devrine ait bir belgede Miriabiye mukataasına hasıl kaydolunan suyun buradan Konya beldesine doğru cereyan eden nehrin mecrası etrafında vaki’ bağlarla tarla ve mezraların sulanmasına mevkuf olduğu zikredilmiştir. Tarihi menba’larda ismi, (Miriabiye) şeklinde tespit edilen bu mıntıkanın sıklet merkezini ekseriyetle bu havali teşkil etmekte ve mir-i ablar ile Beytü’l mal eminleri bu çevrede yerleşmiş bulunmakta idiler. Fakat bütün bu ykın alaka ve münasebetlerine rağmen (Meram) isminin (Mir-i ab) dan bozularak meydana getirildiğine ve Konya’nın bu meşhur semtine unvan olarak verildiğine yine pek ihtimal verilemez. Bize kalırsa bu unvan, Konya v çevresi halkına ait sosyal muhayyilenin doğurduğu anonim bir tabirden başka bir şey değildir. Bilindiği üzere, asırlardan beri eşraf ile ashab-ı servetin, beylerle bir takım ağaların toplu bir halde yazlarını rahat bir şekilde geçirmeleri, geniş halk kitlelerinin en büyük istek ve arzusunu körüklüyor ve onlar için de burada aynı şekilde yaşamak adeta bir gaye oluyordu. Bu sebepten, bu eski ve ünlü sayfiye ve mesire, asırlarca ekseriyeti teşkil eden orta halli ve fakir halk kütlesinin ağzında (Meram) şeklinde tekrarlanmış ve gönüllerinde ise hep böyle bir maksat ve gaye şeklinde yaşayıp durmuştur.
Gedabad’ı ile, Mukbil Pınarı ile, Tavusbabası ile, Kızlarkayası ile, Köyceğizi ile, Kasımhalife’si ile, Deresi, Yakası ve Lalebahçesi ile yüzyıllar boyunca geniş çapta bir şöhrete erişen Meram’ın muhtelif adlar taşıyan yöreleri de ayrıca incelenmeye değer konulardan birisidir. Bunlar arasında Yorgancı Selam, Çandır, Avgın, Aşikan, Turut, Kürden, Çakıllar, Cirit, Çimenlik, Dibekbaşı yöreleri ilk hatıra gelenlerdendir. Şeyh Vefa Vakfiyesi’nin sarahatine göre Aşikan yöresini Selçuklu büyüklerinden EmirAşikan’a atf ü isnad etmek lazımdır. Burada Mevlevilik müntesiplerinden Ateşbaz-ı Veli’nin ve Turut yöresindeki Dedebağı’nda ise Celmal Ali Dede’nin türbeleri eski eserler arasında zikredilebilir. Turut yöresinin Kanuni Sultan Süleyman devri ricalinden Şeyh Turut ile yakın alaka ve münasebeti olduğu malumdur. Asıl ünvanı Turut olan bu yörenin adı, buradaki Dedebağı’na hava almak maksadıyla gelen Mevlevi dervişlerince şehir ırmağının ve Meram Çayı’nın çağlaşından mülhem olarak iki ırmak anlamına gelmek üzere (Dürud) tesmiyesine sebep olmuştur. Meram’ın zikrettiğimiz bu semt ve yörelerinin diğerleri için de buna benzer araştırmalar yapılacak olursa her halde bir takım ilmi fayda ve kazançlara kavuşmak mümkün olacaktır.
Konya’nın eski ve ünlü mesiresi olan Meram’ın geçmiş devirlerinin, tarihin en eski çağlarına kadar indiği muhakkak gibidir. Muhtelif vesilelerle rastlanan yazılı Eti ve Frig bakiyeleri, Roma ve Bizans kalıntıları; buranın, mezkur çağların oldukça önemli bir yerleşme bölgesi olabileceğini hatırlatmaktadır. Fakat bütün bu mahkuk taşlar, şimdiye kadar gelişi güzel bir şekilde başka işlerde kullanılmaları ve sistemli bir şekilde deşifre edilmemeleri yüzünden buranın mezkur kadim devirlerine ait tarihçesini kesin ve doğru bir şekilde öğrenmemize engel olmuş bulunmaktadır. Selçuklular devrinde Konya’nın Kağıthane’si olan Meram, Karamanoğulları vaktinde ve bilhassa Osmanoğulları zamanında aynı şöhretini muhafaza etmiştir denebilir. Büyük Fatih’in güzide ve bahtsız şehzadesi Cem Sultan, küffar illerinde bin bir azabın işkenceleriyle ezilirken Konya’da geçirdiği o eski günleri tahayyül ile Meram bağlarının bu esnada kendisi için emsalsiz bir mekan ve bulunmaz bir me’va olduğunu söylemekten nefsini men edememiştir. Tarih boyunca şiirin bahçeleri ve tatlı gedabadıyla cana can katan cennet Meram’ın Anadolu Selçukluları’nın olduğu günden beri adına müteaddid menkıbelerle bir takım şiir, destan, vesika, divan ve seyahatnamelerde zikredilmiş olarak görmekteyiz. 17. asrın ünlü seyyahı Evliya Çelebi, Konya’ya uğradığı zaman Meram mesiresini, burası için Kırım’ın sadak Bağı’ndan, Peçey’ün Baruthane teferrüçgahından, İstanbul’un yüz yetmişten ziyade bahçe ve gülistanlarından ve Tebriz’in Şahıcihan bahçelerinden daha üstün özelliklere haiz bulunduğunu ve bütün bunların onun yanında bir çemenzar bile olamadığını söylemektedir. Katip Çelebi’nin Cihannüması’nda, Ebubekir Efendi’nin ise (Coğrafya) sında Meram için, sitayişkar satırlar tahsis eyledikleri ma’lumdur.
Meram’da Osmanoğulları devrinde vuku bulan belli başlı hadiseleri gözden geçirirken Kuyucu Murad Paşa’nın sadareti sırasında Celali Musli Çavuş’un Silifke’de çıkardığı ayaklanma hareketine kısaca temas etmek yerinde olur. Serdar Murad Paşa’yı günlerce uğraştıran bu sergerde, Kataman Beylerbeyi Deli Zülfikar Paşa tarafından ele geçirilmiş ve Konya’ya getirilerek Meram’da katledilmiştir. Kırşehir havalisinde patlak veren isyanı bastırmaktan vazgeçerek İçel’de uzun müddetten beri mefsedette bulunan bu derebeyinin yakalanmasında Alaiye sancakbeyinin de bu esnada bir hayli yardımı dokunmuştur. Onu uzlaşma yolu ile Konya’ya davet eden Zülfikar Paşa, Meram’da verdiği hususi ve mükellef bir ziyafette adamlarına öldürtmüş ve kesilen başını on kişilik bir muhafız gurubu nezareti de Üsküdar’daki serdara göndermişti. Hakkından gelinen Musli Çavuş ile adamlarının cümle emval ve eşyasının müsaderesi için Karaman defterdarı Yunus Efendi ile birlikte İçel’e tekrar giden Zülfikar Paşa, onların nakli kaabil ve nazara mergub olanlarından başkasını satmak suretiyle hazineyi zenginleştirmişti. Fakat Celali Musli Çavuş’un, bölükbaşılarından Muslihiddin ile kardeşi Abdusselam Efendi’lerin katlinden sonra izinde yürümekte devam etmişlerdi.
Kuruluş yılları tarihin çok eski devirlerine kadar uzayıp gide Meram’da geçen tarihi hadiselerin şüphesiz bunlardan ibaret olmaması icap eder. Burası aynı zamanda Konya ve çevresi tarihi ile ilgili daha birçok olaylara sahne olduğu muhakkaktır. Önümüzde istinsah edilmiş bir takım örnekleri mevcud bulunan neşredilmemiş müteaddid belgelerden bu tarihi vakıaların bazılarını tesbit etmek mümkün olmaktadır. Müsaid bir zamanda bunlar yayınlanacak olursa Meram’ın tarihi hüviyet ve çehresini belirtmekte faydalı bazı sonuçlara erişmek imkan dahilinde olacak kanaatindeyiz. Bunun gibi, Meram hakkında vücuda getirilen şiirler de mühim bir yekun tutmaktadır. İçlerinden, tarafımızdan müteaddid yazma mecmualardan derlenen numuneleri de ihtiva etmekte olan bütün bu manzum parçalar, Meram’ın Türk şiirlerinde işgal eylediği mevkii kafi derecede aksettirmektedir. III.Selim devrinin kudretli sanatkarı Şeyh Galip’in Meram vasfında tanzin eylediği gazeli, onun Konya’da ve Meram’da geçirdiği günlerin tatlı hatıralarını yaşatması bakımından önemi haiz olsa gerektir. Bilindiği üzre İstanbul’da Yenikapı Mevlevihanesi gibi büyük bir Mevlevi tekkesi civarında doğan ve büyüyen şair, çilekeş olmak hevesiyle ana ve babasının istekleri hilafına olarak 1781 (1198 H.) tarihinde Konya’ya gitmiş ve Mevlana Dergahı’nda Seyyid Ebubekir Garibi Çelebi’ye intisab ile çileye soyunmuştu. Babası Mustafa Reşit Efendi’nin müteaddid müracatları üzerine İstanbul’a aldırılan genç sanatkara göre Meram, cennetteki güllüğün herkese duhulü memnu’ bulunan masun ve muhterem bir mahal v köşesidir. Bundan dolayı, melekler bu aşk evine her halde gıbta ve hased etmekten kendilerini men edememektedir. Şeyh Galib’in, Meram hakkındaki bu duyuş ve sezişleri kendisinden sonra gelen birçok sanatkarlar için de yine ilham menbaı olmakta devam etmiş ve bu yolda birbirinden üstün vasıflarda değerli edebi örnekler vücuda getirmiştir.
Bu cümleden olmak üzere birisi 16. asrın son yıllarında, diğeri ise 19.asrın ortalarında Konya defterdarlığında bulunan Gelibolulu Mustafa Ali Efendi ile İstanbullu Ali Muhlis Bey, Anadolu şehirleri arasında Konya’yı görmek ve onun yanı başındaki Meram bağlarına gönül vermekte çok üstün bir özelliğe erişmiş sayılırlar. Bunlardan birincisi, tarih ve edebiyat sahasında birbirinden değerli vasıflarda eserler vücuda getirmekle temayüz etmiştir. Tanzimat’ın ilanını takip eden yıllarda aynı görevi gören Ali Muhlis Bey ise bir aralık, defterdarlığında bulunduğu Konya’ya karşı daha yakından bir ilgi göstermiş ve bunu fırsat buldukça bol bol ifade ve ihasa ettirmekten kendisini men edememiştir. 1812 (1227 H.) tarihinde Dergah-ı Ali kapıcıbaşılarından Mustafa Paşa zade Ömer Tahir Bey’in sulbünden İstanbul’da dünyaya gelen bu zatın Konya ve Meram’a karşı duyduğu meftunluk birçok kimseleri utandıracak derecede fazla ve derindir. Onun Enderun’dan yetişip Seferli’den çıkan büyükbabası da liyakat erbabından bir zat olup kapıcılar kethüdalığında, Mirahun evvellikte, ma’deni hümayun eminliğinde ve Anadolu valiliklerinde bulunmuş ve (1230 H.) tarihinde vefat etmiş bulunmaktadır. Defterdar olarak beş yıl kadar kaldığı Niş’ten ayrıldıktan bir müddet sonra Konya’ya aynı vazife ile gelen Ali Muhlis Bey, burada en güzel ve aşıkane manzum parçalarını vücuda getirmeye muvaffak olmuştur, denilebilir. Bu keyfiyet, onun bulunduğu şehir ve kasabalardan ziyade burasından memnun kaldığını gösterir. Mevlana’ya karşı beslediği derin saygı ile tev’em olan bu sevgi aynı zamanda Meram ile de ilgisini muhafazadan kurtulmuş değildir. Meram bağlarının havasını cennetin latif ve hafif rüzgarlarına benzetmekte tereddüd etmeyen Ali Muhlis Bey, bu yolda şu nefis şiiri düzenlemiştir.

Nesimi cennete benzer havayı bağı Meram
Nasıl feda olur adem safayı bağı Meram

Dimağı ademi lebri buyı cennet eder
Bahar mevsimi gül goncahayı bağı Meram

Getirmeyor dile hiç arzuyı bağı Meram
Safa vü neş’e-i halet fezayı bağı Meram

Düşünce feyzine mazhar Cenabı- Mevla’nın
Riyadı cennete döndü fezayı bağı Meram

Misali bağı İrem neş’elendi anda gönül
Sana farizadan oldu senayı bağı Meram

Çıkar mı hiç dili firkat kesimden ey Muhlis
Safa vü cünbüşü hatırküşayı bağı Meram

* Yazarın, 4-5-6-7 Ocak 1961 tarihli Yeni Konya Gazetesi’ndeki makalesinden alınmıştır.

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: