Gönderen: meram | Mart 24, 2007

Sadreddin Konevi

konevi1.jpg

Muhammed Ali TAŞ

Konya…İslam Alemi’nde müstesna bir yeri olan, manevi değeri pek yüce bir şehrimiz… Bu şehrimizin İstanbul Bayezid Veliyyüddin Efendi Kütüphanesi’ndeki 2334 numarada kayıtlı yazmanın kenarına yazılan Konya maddesindeki anlatımı şu şekildedir: “Konya, büyük bir şehirdir. Kuruluşu eskidir. Yüksek dağdan inen tatlı ve latif bir akarsuyu, bağları ve bostanları vardır. Mevlana Celaleddin Rumi’nin ve Sadreddin Konevi’nin türbesi buradadır.”
Konya şehrinde peygamberlerden, ricalullah ve evliyaullahtan çok kimse medfundur. Konya’da yakın zamana kadar mevcut olup bugün, varlıkları birkaç adede düşen kabristanlara bakıp da o günkü şehrin acıklı durumuna üzülen Aşık Şem’i şu acı mısraları terennüm etmiştir:
“Nettin ey bivefa, Hakanların nerede?
Bunca dilberler, bunca can, cananların nerde?
Kamu hak ile yeksan o tenler yalan olmuş
Göster bana acep senin imkanların nerde?”
Konya şehrinde, arasında Salih Peygamber’in de bulunduğu isimleri bilinen ve bilinmeyen toplam 14 peygamber, şeyhler, çelebiler, dedeler, emirler, efendiler, halifeler, hocalar, sultanlar ve lakapsız binlerce büyük insan medfundur. Biz, sizlere, işte Konya’nın manevi sultanlarından olan Şeyh Sadreddin Konevi Hazretlerini tanıtmaya çalışacağız.
Ancak, Allah’ın seçkin kullarından biri olması itibarıyla memleketimize ve Konya şehrimize çok büyük bir kıymet bahşeden, Konya’nın bir iman ve islam kalesi olduğunu kendi mübarek adıyla tasdik eden Şeyh Sadreddin Konevi Hazretleri’nin hayatından bahsedebilmek büyük bir iştir.
Aslen Türk olan Şeyh Sadreddin Konevi Hazretlerinin tam adı şöyledir: Sadreddin Ebu’l Maali Muhammed bin İshak bin Muhammed bin Yusuf bin Ali el-Konevi. Hicri 7.yüzyılda (M.13.yy) Konya’da meşhur olmuş ve bu şehre nisbetle “Konevi” lakabıyla anılmıştır.
konevi.jpg
Şeyh Sadreddin Konevi Hazretlerinden bahseden kaynaklar şunlardır: Öncelikle kendi eserleri, Subki, Eflaki, Cami, Handmir, Şarani, Daruşukuh, Celaleddin Nuri ile Musa Sadri isimli iki Türk’ün küçük menakıb kitapları ve risalelerindeki sözler, ayrıca islam kültürüne ait umumi eserlerinde görülen bazı kayıtlardır.
Miladi XVIII.asırda yetişen büyük Türk alimlerinden ve Ruhu’l Beyan isimli tanınmış kuran tefsirinin müellifi olan İsmail Hakkı Bursevi de Kitabu’l Hitab adlı eserinde Konevi’den bahseder.
Hayreddin ez-Zirikli Al-A’lam adlı esrinde Konevi’yi anlatan kaynaklardan şunları göstermektedir: Miftah El-Saadet 1:401 ve 2:211, Tabakatü’s Sıbki 5:19, Cami-i Keramat-ı Evliya 1:133, Keşf-i Zünun 2:1956, diğer menkıbe kitapları, El-Kütbhane 5:363, 5:168, 382, Brockelmannl 585, Mu’cem-i Matbuat 1032.
Şeyh Sadreddin Konevi kesin sayılmayacak olan menkıbevi rivayetlere göre Malatya’da dünyaya gelmiştir. Fakat, Al-A’lam yazarı Konevi’nin Konya’da doğup Konya’da öldüğünü söylemektedir. İmamı Şarani Konevi’nin 672 H. Konya’da öldüğünü ve 60 küsür yıl yaşadığını belirtmektedir. Daha sonra bulunan bir vesika, Konevi’nin 604-613 H./1209-1210 M. yılları arasında doğduğunu ortaya koymuştur. Bazı kaynaklar Konya’da yerleşen bir Türk ailesinden geldiğini, babasının Anadolu Selçukluları zamanında önemli görevlerde bulunan İshak adlı bir kişi olduğunu bildirir. Çocuk yaşta babası ölünce, annesiyle evlenen Muhyiddin-i Arabi tarafından büyütüldüğü, ilköğrenimini ondan gördüğü söylenir. Yine başaka kaynaklarda da babasının dünyaya geldiği sıralarda ölmüş olduğundan öksüz kaldığı, o sıralarda Şam’dan Konya’ya gelen Muhyiddin-i Arabi’nin küçük Sadreddin’in annesi ile evlendiği ve çocuğun tahsil ve terbiyesini üzerine alarak yakinen meşgul olduğu ve onu en iyi bir şekilde yetiştirdiği ifade edilmektedir. Selçuklu sarayından tahsisatı olan ve oldukça müreffeh bir hayat süren Konevi, üvey babası Muhyüddin-i Arabi’nin eserlerinin şarihi olduğu için de Şeyh-i Kebir diye anılmıştır.
Şeyh Sadreddin Konevi, tasavvuf ve düşünce yoluna girdiği zaman bazı menakıb kitaplarında, ki Musa Sadri’nin Menakıbı’dır, anlatıldığına göre uykuları azaltıp, çalışacak vaktini çoğaltmak için şöyle bir egzersize başvurmuştur: Kendisi, uzun ve sağlamca bir iple bağlı olan bir sepet içine girmiş, ipi minare gibi yükesek bir yerden aşırıp bizzat içinde bulunduğu sepeti yukarı çekmiş ve sonra da bunun ucunu kendi eliyle sımsıkı tutmaya başlamıştır. Tabiatıyla ipin ucu bırakıldığı takdirde sepet de yere düşebileceği için, buna mani olmak ancak devamlı uyanık kalmanın sonucu olduğundan, Konevi dahi böyle bir usul devamlı uyanık kalmanın sonucu olduğundan, Konevi dahi böyle bir usulle devamlı uyanık kalmanın yolunu bulmuş, uyanıklığa daha doğrusu uykusuzluğa kendini alıştırmıştı. Konevi, uykuların azaltılmasını, ruhların olgunlaşmasında bir ölçü şeklinde kabul etmektedir.
Konevi hazretleri Ahi Evren ile mektuplaşmıştır. 25 Şevval 653 (27 Kasım 1255) tarihinde Konevi’ye yazan Ahi Evren Şeyh Nasiruddin mektubunda: “Seni görmediğim bir gün, bana bin aydan ve seni görmediğim bir ay bana bin yıldan uzun geliyor” diyerek Konevi Hazretleri’ne hürmet ve sevgisini belirtmektedir.
Pek kesin olmayan kaynaklara göre Şam’a gitmiş, çağının ünlü mutasavvıflarından Evhaüddin Kirmani’nin yanında kalmış, ondan tasavvufla ilgili bilgiler edinmiştir. Evhaüddin-i Kirmani, Konevi’nin hocası ve mürşidi idi. Kendisinin 16 sene feyz aldığını belirtmiştir. Hatta Konevi Hazretleri der ki: “Ben, iki dana’nın sütlerini emmişim, biri Şeyh Muhyiddin Arabi ve diğeri Hazreti Şeyh Evhaüddin Kirmani…”
Konevi ile ile Mevlana arasında sıkı bir irtibat vardır. Bir rivayete göre Mevlana, Konevi Hazretleri’nden himmet ve tarikat alanların arasında vardır. Mevlana’nın cenaze namazını kıldırmak için Konevi seçilmişti. Şeyh Sadreddin, namazı kıldırmak için birkaç adım ilerledi, sendeledi, düşüp bayıldı. Namazı Kadı Siraceddin kıldırdı. Mevlana’nın günlerinde, Konevi Hazretleri’nin birbirinden güzel, enteresan hatıraları vardır. Birini teberrüken buraya alalım: Sultan Veled nakletti ki: Şeyh Sadreddin’in başlangıçta Mevlana hakkında çok inkarı vardı. Bir gece rüyasında kendisinin Mevlana’nın mübarek ayağını ovduğunu gördü. Uykudan uyanıp, Allah’tan mağfiret diledi. Ikinci defa aynı rüyayı gördü, üç defaya kadar Allah’tan mağfiret diledi. Son defasında yine uyandı. Işığı yakmalarını emretti, sonra köleye: “Git kütüphaneden filan kitabı getir” dedi. Köle aşağıya inerken Mevlana’nın merdiven ortasında oturmuş olduğunu gördü. Gelip Şeyh’e haber verdi. Şeyh de gelip Mevlana’yı oturmuş olarak gördü. Mevlana, şeyhi görünce ayağa kalktı, birbirleriyle kucaklaştılar. Şeyh’e “canın sıkılmasın, Allah’tan mağfiret dileme, bu böyledir. Bazen siz bizim ayağımızı, bazen de biz sizin ayağınızı ovarız. Bizim aramızda birlik vardır, yabancılık yoktur.” deyip hemen kayboldu. Şeyh, bundan hayrette kaldı. Ertesi gün Kadı Siraceddin’in yanına gidip meseleyi tamamıyla ona anlattı. Kadı Siraceddin ile birlikte oradan kalktılarve özür dilemek üzere Mevlana’nın yanına geldiler. Mevlana, bunlara çok sevgi gösterdi. Dışarı çıktıktan sonra Şeyh Bedreddin: “Bu adam, Allah’ın kubbeleri altında altında gizli bulunan velilerdendir ve Allah tarafından kuvvetlendirilmiştir. Onun işleri, sözleri ve hallerinde akıllıların akılları hayrette kalıyor. Ona bugünden sonra başka bir gözle bakmak, başka bir şekilde saygı göstermek gerekir.” dedi. Kadı Sıraceddin buyurdu ki, “Mevlana hakikaten Şeyh’in buyurduğu gibidir. Bundan sonra gittikçe gerek huzurda ve gerek gıyaben onun hakkındaki inançlarını artırdılar. Ölünceye kadar onun en candan muhipleri oldular.”
Konevi Hazretleri’nde tek kavrayıcı güç aklı değil, sezgidir. Akıl sınırlıdır, belli kurallara, genel geçerliliği olan ilkelere bağlanması gerekir. Sezgi sınırsızdır, derin bir duyuşa dayanır. İnsan, aklıyla düşündüğünü gönlüyle duyar. Bu görüşleri sebebiyle Konevi, kendinden sonra gelenler arasında daha çok mutasavvıfları özellikle de Mevlevileri etkiledi.
Konevi ile Mevlana’nın vefatları arasında 8 ay gibi kısa bir süre vardır.
Konevi ile Konya’nın ileri gelen zatlarından olan Hoca Cihan’ın aralarında şu şekilde bir vakıa geçmiştir: Hoca Cihan’ın oğlu Ali Can, Konevi Hazretleri tarafından manen tedavi edilmiş, buna karşılı Hoca Cihan, Konevi Hazretleri’nin camii ve zaviyesinin bulunduğu sahayı kendisine bağışlamıştır.
Konevi Hazretleri ile muasır olanlar şunlardır:Şemseddin-i Mardini, Kadı Siraceddin Örmevi, Kudbeddin-i Şirazi, Fahreddin-i Sivasi. Konya’da Sincari Mescidi’ne adını veren Ahmed bin Sincari ile de muasırdır. Tabi, Mevlana’yı, İbnü’l Arabi’yi, Şemsi Tebrizi’yi zaten biliyoruz.
Konya’da Hacı Hasan Mescidi’nin civarında kapı çeşmesi vardır. Konevi Hazretleri’nin, Konya’ya geldiği zaman ilk defa Kapturga Mahallesi mescidi’nde imamlık yapmış olduğu zannedilmektedir.
Bundan takriben 40 yıl kadar öncesine kadar etrafı birçok ünlü şahsiyetin medfun bulunduğu büyük bir mezarlık durumunda olan Konevi Camii civarı günümüzde sadece birkaç kabirle mümassilliği devam ettirilmek istenilmektedir.
konevi2.jpg
Konevi Hazretleri’nin Vasiyetleri:
İşbu vasiyet namenin yazarı olan Muhammed bin ishak bin Muhammed bin Yusuf’a allah’ın rahmeti, rızası, lütfü ve mağfireti bu fakir kula olsun. Nefsimi burada hazır olan ve hazır olmayan müminleri vasiyetimi anlayacakları, yerine getirecekleri şahid ediyorum. Ben; Allah’a, Allah Teala’nın el-Ferd, el-Ehad, es-Samed, doğmamış-doğurmamış, hiçbir şeyin O’na denk olmadığına, kendi zatının dilediğini Peygamberimiz gibi umuma peygamber gönderdiğine, bütün bunların Allah Teala’nın verdiği haberleri doğru olarak naklettiklerine, şeriatları nesholuncaya kadar şeriatla hükmettiklerine ve kıyametin ve cennetin, cehennemin, amellerin ahirette maddi bir keyfiyet kazanmasının nizamıni Hakk’ın itikad alimlerinin itikad ilminde akaid ehlinin itikadı mucibince görüneceğinin, neim ve azabın hissedilenin ve manevi olanının, sıradın, dünya ile ahiret arasında olan berzahın, bunlar hakkında Nebi (SAV)Efendimizden sabit olan tafsilatın, aihiretin, cennetin, narın ve Hak Teal’nın hallerinin, sıfatının, ef’alinin, her ne vech ile Nebimiz (SAV)in bildirdiğine göre olacağının hak olduğuna inandım. Ve bütün bu hak olarak tanıdığım anlatılanlara göre yaşarım ve buna göre ölürüm, inşaallahu Teala…
Ben, ashabıma vasiyet ederim ki: beni fıkıh kitaplarında ifade edildiği gibi değil, hadis kitaplarında yazıldığı şekilde yıkayınız, Şeyhim İbnü’l Arabi’nin elbisesini giydiriniz, sonra da beyaz bir izar ile kefenleyiniz. Lahdime Şeyh Evhadüddin’in seccadesini seriniz. Cenazemde, cenazelerde okuyanlardan hiçbirisi bulunmasın, kabrimin üstüne hiçbir ma’mure ve örtü yapmayınız. Yalnız, izinin kaybolmaması için sağlam bir taş dikiniz. Ashabıma tavsiye ederm ki, benim vefatımdan sonra tasavvufi maariflerin gizli olanlarına girişmeyiniz, ancak açık, sarih ve nüsus olarak belirtileni düşünerek alınız. Geri kalan ister benim isterse Şeyhin kelamından olsun bu tür şeyleri terk ediniz, çünkü bu kapı benden ve Şeyhimden sonra kapanmıştır. Her hangi birinin zevkine (tasavvufi görüşüne) göre olan şeyleri kabul etmeyiniz, ancak İmam-ı Mehdi’ye ulaşan bundan istisna kılınmıştır. O zata selamımı iletmenizi ve bu türlü maariflerden almanızı vasiyet ederim. Benim sözümden ve Şeyhin kitaplarından ancak sarih, besbelli olanlarından özetle vermeyi iktifa ediniz. Ashabıma tavsiye ederim ki; kitap, sünnet ve icma-i ümmete yapışınız. Allah’ı zikre devam ediniz. Kalplerinizi masivadan boş bırakınız ki, o Cenab-ı Hak ile buluşacak hale layık olsun. Bunu da el-Hadiye, el-Mürşide adlı kitabımda anlattığım şekilde yapınız. Devamlı Allah’a karşı hüsn-ü zanda bulununuz. Nazari ilimlerle meşgul olmamanızı, devamlı zikir, Kuran-ı kerim okumak ve tayin edilen virdler ile meşgul olmanızı tavsiye ederim. Ve biraz önce belirttiğim sarih, besbelli maarifi mütaala etmenizi ve bunlarla yetinmenizi tavsiye ederim. Yalnız, bekar olanlarınız yavaş yavaş Şam’a gitsinler, çünkü bu memleketlerde çoğu insanların selametle yaşalarına mani olacak karanlık fitnelerin olacağını bildiririm. O zaman bu dediklerimi hatırlarsınız. İşimi Allah’a havale ederim, çünkü Allah, kullarının hallerini en iyi bilendir. Sizin ve kendim için Allah’a istiğfar ederim. Vasiyetimi şu sözlerimle bitiririm: Allah’ım, seni hamdinle tesbih ederim, senden başka ilah yoktur, sana istiğfar ve tevbe ederim ki bana mağfiret eyle, merhamet eyle, şüphesiz ki sen el-Gafur, er-Rahim’sin.
(Konevi Hazretleri, bekar olanların Şam’a gitmesini şundan dolayı istemektedir; Moğol sürüleri Selçuk istiklalini yıkacak, bundan sonra yurtta başkaldırmalar olacak. Selçuklular’ın en kıymetli ilim ve siyaset adamları katledilecektir. Konya da tahrip edilecektir. Bu tavsiyesi Konevi’nin bir kerametidir.)

****************

Anadolu Selçukluları’nın Dahi Bilgin ve Mütefekkirlerinden SADREDDİN KONEVİ
Ahmet EFE

Büyük ilim, fikir ve gönül adamı Sadreddin Konevi hakkında yerli ve yabancı araştırmacılar bir takım çalışmalar yapmışsa da O’nun yeterince tanıtılmadığı ve hak ettiği mümtaz mevkiye oturtulmadığı görülmektedir. İçinde yetiştiği ve eserlerini yazdığı Konya’da dahi tam olarak tanınmayan bu büyük mütefekkir, gerek yaşadığı dönemdeki tesirleri, gerekse bıraktığı birbirinden değerli eserleriyle mühim bir şahsiyettir. Burada O’nun kısa hayat hikayesinden yola çıkarak bazı tesbitlerde bulunmak istiyoruz.
Sadreddin Konevi Anadolu Selçukluları döneminde yaşamış, Malatya’nın tanınmış ailelerinden biri olan Şeyh Mecdeddin İshak’ın oğludur. Annesi de yine Malatya hükümdarlarından birinin kızı olup, daha sonra Sadreddin Konevi üzerinde derin tesirler bırakan Muhyiddin- i Arabi ile evlenen mümtaz bir hanımefendidir.
sadr.jpg
Sadreddin Konevi’nin babası Şeyh Mecdeddin İshak, Anadolu Selçuklu Sultanları katında yüksek mevki sahibi, büyük bir alim idi. O, hem Alaşehir’de şehid edilen büyük sultan Gıyaseddin Keyhüsrev’in isteği üzerine oğlu, 9.Selçuklu Sultanı I.İzzeddin Keykavus’un hocası olmuş, hem de Anadolu Selçuklularının uluğ sultanı Alaeddin Keykubat’ın, kardeşi tarafından katledilmesinin önüne geçerek unutulmaz bir hizmet gerçekleştirmiştir. Nitekim bu sebeple Alaeddin Keykubat her zaman, Sadreddin Konevi’ye büyük hürmet ve saygı göstermiştir.
Sadreddin Konevi’nin asıl hikayesi babasının vefatından ve annesinin Muhyiddin- i Arabi ile evlenmesinden sonra başlamıştır denilebilir. Nitekim O, eğitim ve terbiyesini üvey babasının nezareti altında gerçekleştirmiş, daha sonraki hayatında da hep “Şeyh- i Ekber’e bağlı kalarak, O’nun eserlerini açıklamak suretiyle öğretisini yaygınlaştırmıştır. Bazı konularda değişik fikir ve görüşlere sahip olmuşsa da üzerinde üvey babası ve hocasının bıraktığı etki hiç silinmemiştir.
Sadrettin Konevi babasından intikal eden servet sayesinde dünyevi sıkıntılara düşmemiş olup bütün mesaisini ilim ve irfan yolunda sarfetmiştir. Bugün kabrinin de bulunduğu mescid ve zaviye yerinde daima büyük bir şan, ikbal ve şöhret ile yaşamış olup dönemi üzerinde etkili olmuştur. Mevlana Celaleddin-i Rumi ile olan yakınlığı ömürlerinin son dönemlerinde daha da artmış olup Mevlana, cenaze namazını Sadrettin Konevi’nin kıldırmasını vasiyet etmiştir. Rivayete göreve Mevlana vefat ettiğinde yaşlı Sadrettin bu görevi yerine getirmek istemişse de üzerine çöken büyük teessür sebebiyle muktedir olamamış, cenaze namazı Kadı Siraceddin tarafından kıldırılmıştır. Sadreddin Konevi’de bundan sonra fazla yaşamamış olup 1274 tarihinde vefat etmiştir. O’nun her bir maddesi İslami duyarlığını gösteren ünlü vasiyetnamesi yerine getirilmiş olup, üzerine, üstü açık bir türbe inşa edilmiştir.
Selçuklu mimarisinin tipik örneklerinden biri olan bu türbe, halen ibadete açık olan caminin doğusunda bulunmaktadır. Etrafı mermer direkler ve çok ustalıkla işlenmiş mermer şebeklerle süslenmiş olan bu türbe içinde yine mermerden yapılmış sandukası yer almaktadır. Türbe kapısı üzerinde sonradan yerleştirilmiş kitabe üzerinde Arapça olarak yazılmış beyitler şu manaya gelmektedir: “Sabahın izzet ve devlete yakın ve kapın hacet sahiplerine daima açık olsun.”
Konevi Camii’nin kapısı üzerindeki iki kitabenin ilkinde de şu cümleler yer almaktadır : “Bu mübarek mamure içindeki muhakkik ve Rabbani alim Sadreddin Muhammed ibn-i İshak ibn- i Muhammed’in ( Allah kendisinden razı olsun ) türbesi, vakfiyesinde şartları belli edildiği ve yazıldığı veçhile kendisinin vakfeylediği kitapları ihtiva eden kütüphanesiyle beraber ashabından kalpleriyle ve bedenleriyle Allah’a yönelen salih fakirler adına 673 yılı aylarında yapıldı.”
sadr1.jpg
Sadreddin Konevi ile ilgili çalışmaların en önemlilerinden biri 23 Mart 1988 tarihinde Selçuk Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen bir sempozyumdur. Burada zamanımızın ilim ve fikir adamları büyük mütefekkir hakkında tebliğler sunmuş ve onu çeşitli yönleriyle ele alan çalışmalar yapmışlardır. Söz konusu sempozyumda sunulan tebliğler daha sonra Selçuk Dergisi’nin Ocak 1989 tarihli 4. sayısında neşredilmiştir. Gerçekten son derece hayırlı ve bereketli bir çalışma olarak görülen bu sempozyumun benzerlerinin yapılması ve Sadreddin Konevi hakkında daha mufassal etütler gerçekleştirilmesi zaruridir.Yeni çalışmaların uluslararası bir mahiyet kazanması da Konya ve tarihi için hayırlı sonuçlar doğuracaktır.

Konevi’nin şahsiyetini ve ilim seviyesinin üstünlüğünü açıkca göstermesi bakımından ünlü vasiyetnamesi ile ilgili kısa bilgiler vermeliyiz.

Konevi, vefatına yakın duyurduğu bu vasiyetnamede kütüphanesi vakıf olarak bıraktığını, eserleriyle ilgili olarak ancak ihtisas sahibi kimselerin yorum yapmalarını, bu sözlerin yanlış anlaşılması düşüncesiyle üzüntü duyduğunu belirtmekte ve şunları söylemektedir:

“…Dostlarıma da ancak yaşanılmak suretiyle bilinen zevki marifetlere, anlaşılması güç ve kapalı olan bilgilere dalmamaları, ister benim ve ister şeyhimizin sözleri olsun, onların sadece sarih ve açık olanlarıyla yetinmelerini, bunların dışında kalan ve açık ve sarih olmayanlarından teviline düşmemelerini vasiyyet ederim. Benden sonra bu yol kapatılmıştır. Onlar, hiç kimsenin kendi sözleri olarak söyleyip naklettikleri sözlere itibar etmesin… Şimdilik sadece ve sadece benim ve şeyhimin ( Muhyiddin-i Arabi’nin ) telif ettiği eserlerle, onların içindeki sarih ve açık olan bilgilerle yetinsin. Kitap, Sünnet ve müslümanların icmaı ile sabit olan şeylere sarılsın…”

Sadreddin Konevi, Arapça vasiyetnamesinin bir başka bölümünde Felsefe ile ilgili kitaplarının satılıp parasının sadaka olarak dağıtılmasını istemektedir. Muhtemel ki bu tür kitapların kafaların karışmasına sebep olacağını görmüştür.

Konevi, Besmele ile başladığı vasiyetnamesinin başında Ehli Sünnet itikadına sahip olduğunu belirten cümleler yerleştirmiş, Allah’a ve Peygamberine kesin bir imanla inandığını, Cennet ve Cehennemin hak olduğunu, bütün peygamberlerin doğru haber getirdiğini, Sıratın ve kabir hayatının hak ve gerçek olduğunu belirtmektedir.

Konevi, daha bir çok hususu açıkladığı bu vasiyetnamesinde hayatta olan tek evladı kızı Sekine’ye de şu nasihatlerde bulunmakdadır:

“Kızım Sekine’ye de ( Allah onu muvaffak kılsın ) namaza ve diğer farzlarla birlikte istiğfar etmeye, Allah’tan mağfiret dilemeye devam etmesini ve Allah hakkında hüsn-i zanda bulunmasını vasiyet ediyorum.”

Konevi’nin vasiyetnamesi şöyle son bulmaktadır:
“Allah’tan kendim ve sizin için mağfiret diliyorum. Allah’ım! Seni her türlü noksan sıfatlardan tenzih eder, Sana hamdederim. Senden başka ilah yoktur. Sana tevbe eder, senden mağfiret dilerim. Beni bağışla ve bana merhamet et. Şüphesiz sen çok bağışlayıcı ve merhamet edicisin.”

Bütün bunlardan anlaşılan odur ki Sadreddin Konevi gerçekden büyük bir İslam alimi, engin düşünceleri olan bir mütefekkir ve ileri görüşlü bir insandır. Vefatından sonra geride bıraktığı yirmiden fazla el yazma eseri teker teker tetkik edilmeyi ve neşredilmeyi beklemektedir. Bu kitaplarla ilgili geniş bilgi Selçuk Dergisi’nde neşredilen “Sadreddin Konevi’nin Eserleri ve Kütüphanesi” başlıklı makaleden takip edilebilir.

Her şeyin en doğrusunu Allah bilir.

Reklamlar

Responses

  1. Rahmetli hakkında enteresan bir sayfa var.

    http://www.angelfire.com/ri2/ruhiselman/rs36.html

    veya
    “BİR SPİRİTUALİSTİN DÜNYASI”

    “AHIRETTEN SİMALAR – 26” yazıp arayın.


Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: