Gönderen: meram | Mart 24, 2007

Meram’ın Anıt Ağaçları

agac1.jpg

Hasan ÖZÖNDER
Meram’ı, “Meram” yapan tabiat güzelliklerinin arasında ağaçların, yeşilliklerin, bitki dokusunun ayrı bir yeri var. Bunlardan bir kaç asırlık ömrü olan ağaçlar “Anıt Ağaç” olarak koruma altında. “Anıt Ağaç”. Kültür Bakanlığı Kültür ve Tabiat Varlıklarım Koruma Yüksek Kurulu ilkelerine göre. “Doğal yapışı, ölçüleri ve diğer özellikleri bakımından anıtsal nitelikler kazanmış bulunan ağaçlar. Buna göre, tarihi olaylarla bağlantısı bulunan yerli ve yabancı ağaç türleri; güzellik açısından plastik değerlerde bir görünüme sahip olan ve doğal görünümünden esaslı şekilde sapma göstererek dikkati çekici biçimler ve gelişmeler kazanmış ağaçlar; endemik ve nesli tükenmeye maruz ağaçlar; kent dokusunu tamamlayan, kent imajına etkisi olan ağaçlar, “Anıt Ağaç” olarak ilan edilir ve üzerine eklenen bir plaketle belirtilir. “Anıt Ağaçlar”ın tescilleri, bakımları, budanmalar!, kesilmeleri ve kayıttan düşülmesi Kültür ve Tabiat Varlıklarım Koruma Kurulu’nun kararıyla olur. Milli Parklar ve Av Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü’nden faydalanılır. Anıt Ağaçların tesbiti şehrimizde 1990’lı yıllarda başlar. Çalışmalar sonunda, Konya Kültür ve Tabiat Varlıklarım Koruma Kurulu Müdürlüğü, 326 numaralı bir dosya hazırlar. Buna göre Meram’daki akkavak, meşe, dişbudak, çınar türünde toplam 92 adet “Anıt Ağaç” belirlenir. Yaşı bir asrı çoktan aşmış, yükseklikleri 20 metreyi, çapları 100 cm. bulan bu görkemli ağaçlar şimdi resmen koruma altında. Selver, Çeşme, Yeniyol, Hanyeri. Lalebahçe, Kirazlı, Yaka, Hacı Şaban, Fidanlık, Ayanbey, Köyceğiz, Saramı, Sungur, Necipler, Paşa, Kasım Halife gibi çeşitli yöre ve mahallelerdeki bu asırlık ağaçları yöre halkı bir emanet olarak saklıyor. Uzun yıllardan beri yeşilliğiyle, gölgesiyle, havasıyla, çevreye kazandırdığı güzellikleriyle bütün yaratıklara hizmet veren bu emanetler şimdi çevre sakinlerinin yakın ilgisi ve gözetimi altında. Daha nice yıllara aynı özellik ve güzellikleriyle ulaşmaları dileğiyle korunuyorlar. Bu asırlık ağaçlar kim bilir, yemyeşil gölgeleriyle nice gönül, aşk, muhabbet, ilim ve irfan meclis ve sohbetlerine sahne oldular… Birkaç kişinin zor kucaklayabileceği genişlikteki gövdeleri, göğe yükselen sık ve gür dallarım süsleyen yaprakları dile gelse de bunları bize bir bir aktarabilseler… Ağaç bizim can dostumuz. Bizim ilk ve son binitimiz; doğunca ağaçtan beşikte büyür, ölünce ağaçtan tabutta kabre gideriz.
****************************************

agac.jpg
MEŞE AĞAÇLARI
Mustafa GÜNİNDİ

400’ün üzerinde türü bulunan yaprak döken yada her dem yeşil ağaçlardır. Bazıları Endülüs, Macar, Pırnal, bataklık, kış, yaz, kızıl, Amerikan meşesidir.
Meşeler çok büyüyen uzun ömürlü ağaçlardır. Güzün hoş bir renklenme oluşturulurlar. Meşelerin pek çok türü ülkemizde tabi olarak yayılım gösterirler. Yaprak döken meşeler kızıl ve ak meşe olmak üzere iki guruba ayrılır.
Meşeler iyi bir bahçe ağacıdır. Derin fazla azgın olmayan kök sistemleri ve fazlaca yayılan dalları vardır. Hafif gölge verdiklerinden alt kısımlarında çimler ve başka bitkiler yetişebilir.
Meşeler esas olarak tohumdan üretilirler. Fakat genelde yavaş büyürler. Park ve bahçelerde kitle ağacı olarak kullanılabilirler. Rüzgara dayanıklıdır. İyi yol ağacı olur.

AĞAÇ NO AĞAÇ CİNSİ BOYU(mt) ÇAPI(cm) YAŞI(yıl) BULUNDUĞU MEVKİ

1. Akkavak 16 113 100 E.Meram yolu Selver mh. Eğridir sok.

2. Akkavak 13 180 95 Eski Meram yolu Çeşme durağı

3. Çınar 18 136 140 Eski Meram Yolu Çandır mevkii No:309

4. Akkavak 19 116 149 Eski Meram yolu Yorgancı mevkii No:166

5. Çınar 19 140 180 Eski Meram yolu Hamamlı sokak

6. Meşe 21 86 80 Eski Meram yolu

7. Meşe 24 176 350 Eski Meram yolu

8. Meşe 18 133 110 Eski Meram yolu

9. Çınar 22 115 85 Eski Meram yolu

10. Çınar 23 210 400 Eski Meram yolu

11. Çınar 20 130 150 Eski Meram yolu

12. Akkavak 18 133 268 Lalebahçe Çalıklı camii karşısı Hanyeri

13. Meşe 12 136 125 Lalebahçe Pirihasan mh.Çaydere sk.No:13

14. Meşe 9 105 128 Lalebahçe İkiçayarası cad.

15. Akkavak 12 95 120 Meram Kirazlı mh. Mecidiye sk.

16. Akkavak 19 100 120 Meram Kirazlı mh.Mecidiye sk.

17. Akkavak 19 100 120 Meram Kirazlı mh.Mecidiye sk.

18. Akkavak 16 90 120 Meram Kirazlı mh.Mecidiye sk.

19. Akkavak 17 115 120 Meram Kirazlı mh.Mecidiye sk.

20. Akkavak 17 85 100 Meram Kirazlı mh.Mecidiye sk.

21. Akkavak 17 100 100 Meram Kirazlı mh.Mecidiye sk.

22. Akkavak 17 90 120 Meram Kirazlı mh.Mecidiye sk.

23. Akkavak 17 110 120 Meram Kirazlı mh.Mecidiye sk.

24. Akkavak 17 115 120 Meram Kirazlı mh.Mecidiye sk.

25. Akkavak 17 120 150 Meram Kirazlı mh.Mecidiye sk.

26. Akkavak 17 90 120 Meram Kirazlı mh.Mecidiye sk.

27. Akkavak 17 80 105 Meram Kirazlı mh.Mecidiye sk.

28. Akkavak 17 85 110 Meram Kirazlı mh.Mecidiye sk.

29. Meşe 13 126 188 Yaka mh.Önçakıllar sk.No:3

30. Meşe 19 110 185 Meram Yeni yol Fidanlık Durağı

31. Meşe 19 125 220 Meram Yeni yol Hacı Şaban mh.

32. Meşe 17 110 180 Ayanbey mh.Cirit sk.No:31

33. Meşe 16 95 130 Ayanbey mh.Doğruca sk.No:3

34. Meşe 15 135 217 Ayanbey mh. No:55

35. Meşe 19 175 422 Hacı Şaban mh.No:7

36. Meşe 17 145 292 Hacı Şaban mh.No:7

37. Meşe 22 176 396 Yeni Meram yolu Nalçacı sk. No:1

38. Meşe 9 146 237 Yeni Meram yolu Hasbahçe Gazinosu bahçesi

39. Meşe 11 133 237 Yeni Meram yolu Hasbahçe Gazinosu bahçesi

40. Meşe 15 88 100 Meram Yaka yolu Nural sk.No:26

41. Meşe 14 138 220 Meram Yaka yolu Nural sk. No:26

42. Meşe 20 175 400 Köyceğiz caddesi Turgut camii yanı No:1

43. Meşe 15 160 256 Fuar içi Dede bahçesi

44. Çınar 18 84 105 Cumhuriyet İlköğretim okulu bahçesi

45. Çam A 60 120 Huğlu-Gencek karayolu güzergahı

46. Meşe 16 150 150 Yaka mh. Sungur sk.

47. Meşe 17 120 140 Sarami sk.

48. Meşe 17 160 200 Sungur sk.

49. Meşe 15 125 110 Sungur sk.

50. Meşe 18 120 160 Sungur sk.

51. Meşe 18 180 150 Sungur sk.

52. Meşe 17 120 170 Hardali sk.

53. Meşe 18 130 170 Sungur sk. ile 52. sokak

54. Meşe 18 130 170 Sungur sk. ile 52. sokak

55. Meşe 18 120 170 Sungur sk. ile 52. sokak

56. Meşe 15 110 130 Sungur sk. ile 52. sokak

57. Meşe 17 110 140 Sungur sk. ile 52. sokak

58. Meşe 17 110 150 Sungur sk. ile 52. sokak

59. Meşe 17 80 130 Sungur sk. ile 52. sokak

60. Meşe 18 130 180 Sungur sk. ile 52. sokak

61. Meşe 18 170 180 Necipler sokak

62. Meşe 18 136 170 Necipler sokak

63. Meşe 20 118 130 Necipler sokak

64. Meşe 18 95 98 Necipler sokak

65. Meşe 18 100 100 Necipler sokak

66. Meşe 17 90 100 Necipler sokak

67. Meşe 18 180 180 Necipler sokak

68. Meşe 19 130 150 Necipler sokak

69. Meşe 21 160 180 Köyceğiz caddesi

70. Meşe 16 150 160 Köyceğiz caddesi

71. Meşe 25 128 150 Köyceğiz caddesi

72. Meşe 17 107 130 Köyceğiz caddesi

73. Meşe 18 128 130 Köyceğiz caddesi

74. Meşe 19 134 150 Köyceğiz caddesi

75. Meşe 17 150 180 Paşa sokak

76. Meşe 16 116 130 Paşa sokak

77. Meşe 18 190 200 Paşa sokak

78. Meşe 16 150 150 Paşa sokak

79. Meşe 14 90 130 Paşa sokak

80. Meşe 15 70 90 Yaya sokak

81. Meşe 16 100 130 Önçakıllar sokak

82. Meşe 17 100 107 Önçakıllar sokak

83. Meşe 16 104 120 Önçakıllar sokak

84. Meşe 16 100 120 Önçakıllar sokak

85. Meşe 18 100 110 Başkalaycılar sokak

86. Meşe 16 70 90 Başkalaycılar sokak

87. Meşe 16 100 110 Başkalaycılar sokak

88. Meşe 18 110 130 Başkalaycılar sokak

89. Meşe 18 100 110 Başkalaycılar sokak

90. Meşe 15 110 130 Kasım Halife sokak

91. Meşe 20 120 140 Kasım Halife sokak

92. Meşe 18 125 130 Kasım Halife sokak

93. Meşe 20 140 120 Kasım Halife sokak

94. Meşe 17 110 120 Kasım Halife sokak

İLÇEMİZDE BULUNAN BELEDİYEMİZ TARAFINDAN
BELİRLENEN TESCİLLİ OLMAYAN ANIT AĞAÇLAR

Yunus emre mh.
Amiral sk.No: 5(Bahçe içi)
Meşe
1
Yunus emre mh.
Beyköy sk.(yolda)
Meşe
1
Yunus emre mh.
Beyköy sk.No:2
Meşe
1
Yunus emre mh.
Altın kalem sk.No:70
Meşe
1
Yunus emre mh.
Altın kalem sk. No:70 yanı
Meşe
1
Yaka mh.
Sungurlar sk.No:41(Bahçe içi)
Meşe
1
Yaka mh.
Sungurlar sk.No:41 yanı
Meşe
2
Yaka mh.
Elliikiler sk.
Meşe
1
Yaka mh.
Gamze sk.No:10(Bahçe içi)
Meşe
1
Kürden mh.
Kürden bir sk.
Meşe
5
Kürden mh.
Kürden bir sk.No:8(Bahçe içi)
Meşe
1
Kürden mh.
Kürden sk. No:19
Meşe
1
Kürden mh.
Aşkan caddesi No:
Meşe
4
Kürden mh.
Osmancık sk.
Meşe
1
Kürden mh.
Kaynarca sk.içi
Meşe
1
Kürden mh.
Kaynarca sk.içi
Meşe
2
Kürden mh.
Kaynarca sk.içiNo:16 yanı
Meşe
5
Kürden mh.
Kaynarca sk.No:10
Meşe
4
Kürden mh.
Kasım Halife sk. No:14 yanı
Meşe
2
Kürden mh.
Kasım Halife sk.No:14 karşısı
Karakavak
1
Kürden mh.
Osmancık sk.No:6(Bahçe içi)
Meşe
2
Yaka mh.
Belli değil
Meşe
5
Yaka mh.
Sultan köy sk.
Meşe
1
Köyceğiz mh.
Köyceğiz caddesi, Huzurevi karşısı
Meşe
1
Köyceğiz mh.
Köyceğiz caddesi, Huzurevi karşısı No:16(Bahçe içi)
Meşe
1
Köyceğiz mh.
Köyceğiz caddesi, Huzurevi karşısı No:16 yanı
Meşe
7
Hacı Şaban mh.
Gül çimen sk.
Meşe
4
Kirazlı mh.
Kirazlı sk. No:6 yanı
Meşe
1
Kirazlı mh.
Şenbağlar sk.
Meşe
1
Kirazlı mh.
Şenbağlar sk.
Meşe
7
Kirazlı mh.
Kirazlı sk. No:32 (Bahçe içi)
Meşe
1
Kirazlı mh.
Çağlayan sk.No:53 yanı
Meşe
1
Kirazlı mh.
No:36 yanı
Meşe
2
Ayanbey mh.
Cirit sk.No:39 karşısı
Meşe
1
Ayanbey mh.
Cirit sk.No:3 karşısı
Meşe
1
Ayanbey mh.
Çınaraltı restaurant bahçesi
Çınar
3
TOPLAM : 76 adet anıt ağaç

*************************************

KONYA KENTİNİN AÇIK-YEŞİL ALAN İÇİNDE MERAM BAĞLARININ ÖNEMİ
Ümmügülsüm ÖZKAN TER

İnsanoğlu varoluşundan beri yaşantısını sürdürebilmek için doğa ile ilişki içinde yaşamıştır. Hızlı nüfus artışı, teknolojik ve ekonomik gelişmeler doğanın olumsuz yönde etkilenmesine ve çeşitli doğa elemanlarının giderek yok olmasına neden olmuştur. Fiziksel çevredeki bu gelişmeler insan-doğa ilişkisini kopma noktasına getirmiştir. Oysaki kentlerin yaşanabilir koşullara sahip mekanlar olarak belirlenmesinde açık ve yeşil alanlar büyük önem taşımaktadırlar.
Açık ve yeşil alanlar, kent içi ve kırsal karakterdeki yerleşmelerde, insanların çeşitli rekreatif ihtiyaçları için yararlandıkları küçük-büyük yüzeyler ve boşluklardır.Bu tür alanlar kentte yaşayan insanların fiziksel ve psikolojik gereksinimleri için dinlenme, eğlenme, spor yapma gibi çok yönlü içeriklere sahiptirler (Pamay 1978).
Doğadan kopmakta olan insanı, doğaya yakınlaştıran açık-yeşil alanlar, insan-doğa ilişkisini yeniden kuracak, sürdürecek ve geliştirecek kentsel mekanlardır. En küçük ölçekte yapı yakın çevresindeki açık ve yeşil alanlar, güneş, doğal ışık, yaşantının dışa taşınması olanaklarını yaratırlar. Kent düzeyindeki açık-yeşil alanlar kentin dokusunu etkiledikleri gibi koruma işlevini de yüklenirler. Bölge ölçeğindeki açık ve yeşil alanlar ise kırsal alanlarının uzantısını oluştururlar. Bölgesel açık-yeşil alanların doğayı koruma işlevi ağır basmaktadır.
Hangi ölçekte olursa olsun açık ve yeşil alanlar, kentler için çeşitli fonksiyonlara sahiptirler. Bu fonksiyonlar, rekreasyon, ekolojik ve arazi organizasyonu olmak üzere üç ana başlık altında toplanabilir (Şahin vd. 1998).
Kent yakın çevresinde yer alan ve özel açık alan olarak nitelendirilen bağ alanları, kentsel yerleşmeler için büyük önem taşıyan açık-yeşil alanlardır. Sosyo-ekonomik niteliğe sahip olan bağ alanları aynı zamanda kent insanına doğa ile iç içe yaşama imkanı sunarak rekreatif amaçlara da olanak tanırlar. Kentlerde ekolojik ve mikroklimatik yönden olumlu etki yaratırlar. Ormanların devamlılığını sağladıkları gibi tarımsal üretime de olanak verirler.
Kent yakın çevresinde önemli bir yeşil alan potansiyeli taşıyan bağ alanları yoğun yapılaşma talepleriyle karşı karşıya kalmaktadır. Kentle bütünleşen bu alanlar, günümüzde kentlerin sorunlarından uzakta, doğal bir ortamda yaşamak isteyenler için lüks konutların yer aldığı prestij bölgelerine dönüşmektedir. Anadolu’daki yerleşmelerden Safranbolu Bağları, Kayseri’nin Hisarcık, Talas ve Hacılar Bağları gibi tarihi Meram Bağları da bu hızlı dönüşümün yaşandığı en belirgin örneklerden biridir.
Anadolu’nun en eski yerleşmelerinden olan Konya ve yöresi, tarih içinde pek çok uygarlığa merkezlik etmiştir. Coğrafi konumu, verimli toprakları ve kültür birikimi ile ülkemizin en önemli tarım, sanayi, kültür ve ticaret merkezlerinden biridir.
Konya’da bağlar özellikle kentin güney, doğu ve batısında yer alır. Bunlar Lalebahçe bağları, Yorgancı bağları, Çay bağları, Çelebi bağları, Sille bağları, Hocacihan bağları ve tarihi Meram bağlarıdır.
Tarihi Meram bağları, kent merkezinin 5 km. batısında Bozdağ kütlesi arasında, Dere Vadisi içinde kurulmuş ve Meram Çayı boyunca devam eden yazlık yerleşme alanıdır (Karpuz 2000).
Meram yerleşmesinin tarihi, Konya kentinin tarihi ile başlar. 1944-1946 yılları arasında Alaeddin Tepesi’nde yapılan arkeolojik kazılar Konya’nın milattan önce 8.yy’da Frigler tarafından kurulduğunu ve iskan edildiğini ortaya koymaktadır. Nitekim Takkelidağ’ın eteğindeki yeşil vadiye yerleşmiş olan Meram’da yapılan arkeolojik kazılarda da çok sayıda Frig, Roma, Bizans ve Selçuklu devirlerine ait keramiklere rastlanmıştır( Önder 1999).
Meram Bağları, tarihi kimliğini ve ününü Selçuklular devrinde kazanmıştır. Selçuklu sultanları kent merkezindeki muhteşem köşklerinin bir benzerini de yaz aylarında kalmak için Meram sırtlarında yaptırmışlardı. Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Şehzade Cem, Konya Valisi olduğu dönemde, baharı ve yazı saray mensupları ile birlikte Meram’daki köşkte geçirirdi. Meram, Konya’da yaşamış olan ve dünyaca tanınan Türk-İslam düşünürü Hz. Mevlana için de bahar ve yaz aylarında vazgeçilmez bir sayfiye yeri olmuştur. Hz. Mevlana Mesnevi adlı büyük eserinin büyük bir bölümünü ve en coşkulu gazellerini burada yazmıştır.
Selçuklular ve Karamanoğulları devrinde adı birçok belge, şiir, destan ve efsanelerde geçen Meram, Osmanlılar devrinde de şöhretini korumuş, Konya’ya gelen ünlü misafirler, beyler, şehzadeler ve sultanlar burada ağırlanmıştır. Meram seyyahların da övgüsüne nail olmuştur. XVII.yy’ın tanınmış seyyahı Evliya Çelebi Konya’ya uğradığında Meram’ı şu satırlarla anlatmıştır: ” Peçevi şehrinin Baruthane mesiresi, Kırım’ın Sudak bağı, İstanbul’un yüzyetmişten ziyade bahçe ve gülistanları, Tebriz’in Şahı Cihan bağı, Konya’nın Meram mesiresinin yanında bir çimenlik bile olamazlar”(Önder 1999). Bu satırlardan da anlaşılacağı üzere Meram, Konya’nın hatta dünyanın en önemli mesire ve sayfiye yerlerindendir.
Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde bağcılık kent ekonomisinde büyük bir yer tutuyordu. Meram Bağlarında gut, dimnit, gemri, aladiriz ve büzgülü türlerinde üzüm yetiştiriliyordu. Üzümün yanı sıra kayısı, erik, elma, vişne, badem, ceviz ve armut ağaçlarının bulunduğu meyve bahçelerinden kentin meyve ve sebze ihtiyacı sağlanıyordu. Bağı-bahçesi olan kent halkının büyük bir çoğunluğu baharda Meram’a göç ediyor, günlerinin büyük bir bölümünü bağlarda tarımsal faaliyetlerle geçiriyor, kışlık erzaklarını hazırlıyorlardı. Ekim ayında bağbozumundan sonra kent merkezindeki evlerine geri dönüyorlardı. Böylece Meram’da insan-toprak-bağ ilişkisi zengin bir bağ kültürünü oluşturmuştu. Bağlara göçün diğer bir nedeni ise sağlık amaçlıydı. Meram’ın havası ve suyu zayıf ve hastalıklı kimselere şifa veriyordu.
Bağlara göç edildiğinde bağ evlerinde kalınıyordu. Bu evler bağ sahibinin gelir durumuna göre tek katlı mütevazi bir yapı olabileceği gibi köşkler, konaklar olarak da karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan Çelebi Konakları, Yıldız ve Köyceğiz Köşkleri Meram Bağları ile birlikte anılan ünlü yapılardır (Özönder 1997).
Meram’ın doğal güzelliklerinin yanı sıra geçmişine tanıklık etmiş tarihi yapıları da büyük önem taşır. Tavus Baba Tepesindeki Tavus Baba Türbesi, Meram Çayı üzerinde Selçuklular devrinde yapılmış olan Meram Köprüsü, Meram Çayının güney kıyısında yer alan Meram Hamamı ve bağlık kesimde yer alan sarnıçlar, yerli ve yabancı pek çok turistin ziyaret ettiği yerlerdir.
Günümüzde Meram’ın doğal kaynakları, artan nüfusuna bağlı olarak kentin gereksinimlerini karşılayamaz duruma gelmiştir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında Meram Çayı’nın sularının elektrik santralinde kullanılmasıyla çayın suları azalmış ve bağlar kurumaya başlamıştır. Ayrıca nüfus artışı, kentleşme hareketleri ve değişen ekonomik koşullar bağcılığın önemini yitirmesine neden olmuştur (Meram Belediyesi 2000). Bu gelişmeler sonucunda Meram bağları yoğun yapılaşma taleplerine maruz kalmış, mütevazi bağ evlerinin yerlerini kentin kirli havasından, gürültüsünden ve stresinden uzakta, doğa ile başbaşa yaşamak isteyen üst gelir grubunun modern villaları almaya başlamıştır. Bağ alanlarındaki bu hızlı dönüşüm eşsiz doğal güzelliklerin yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmasına neden olmuştur.
Tüm bu olumsuz koşullar altında doğal ve tarihi niteliklerini yitirmeye başlayan Meram’ın yeşil varlığı Konya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun 12.12.1991 tarih ve 1199 sayılı kararı ile I.,II. ve III. Derece Doğal Sit Alanı olarak ilan edilerek koruma altına alınmış ve akkavak, meşe, dişbudak ve çınar türünde toplam 92 ağaç “Anıt Ağaç” olarak tespit edilmiştir. 1985 yılında hazırlanan Çevre düzeni planında 2000 m2’ye 1 ev olarak belirlenen yoğunluk kararı 23.05.1997 tarihinde onanan ve 1999 yılında revize edilen Koruma Amaçlı İmar Planında II. ve III. derece doğal sit alanlarında 1300-1600 m2’ye 1 ev, E=0.15,
Hmax= 6.50 m. şeklinde belirlenmiştir. Bu karar ile Meram’ın yeşil kimliğinin bahçeli ev nizamı ile sürdürmesi planlanmıştır. Halen günümüzde kent halkı tarafından en çok tercih edilen mesire alanı olan Meram Çayı’nın her iki yakası boyunca rekreasyon alanları düzenlenmiş, çay ocağı, büfe, wc gibi basit yapılar yanında sosyo-kültürel yapılara da yer verilmesi kararı alınmıştır (Batu 1997).
Konya kenti açık ve yeşil alan bütünlüğü içinde Meram Bağları, kent merkezinden batıya doğru uzanan yeşil dizininin sonlandığı bölgedir. Kent için bir yeşil kama özelliği taşıyan Meram’ın toplam alanı 1340 ha’dır. Yapılaşma yasağı getirilen I. derece doğal sit alanında bağ-bahçe sahiplerinin mütevazi bağ evleri bulunmaktadır. Pasif yeşil alan olarak nitelendirilebilecek bu alan, kentin yeşil alan varlığı içinde yadsınamaz bir öneme sahiptir.
Kent halkının aktif rekreasyon gereksinimine hitap eden II. derece doğal sit alanı, yaklaşık olarak 865 ha’dır. Bu alan içerisinde bulunan Tavusbaba Türbesi’nin yer aldığı Tavusbaba Tepesi ve Aydın Çavuş Koruluğu gezme, dinlenme, izleme amaçlı kullanılan alanlardır. Halkın en çok tercih ettiği mesire alanı olan Meram Son Durak’ta Meram Çayı’nın her iki kıyısında gezinti yolları, çay bahçeleri, dinlenme köşeleri ve piknik alanları bulunmaktadır.
Bağlar kesiminin hızla yapılaştığı III. derece sit alanı, 125 ha’dır. Genellikle üst gelir grubunun yerleşmeyi tercih ettiği bu bölge muhteşem villaları ve bahçe düzenleri ile kent için prestij konut alanı özelliği taşımaktadır.Verilen yoğunluk kararları ile yeşil varlığı bahçeli ev nizamında kısmen de olsa korunması amaçlanan bu alanın 41.321 m2’si çocuk bahçesi, 8.057.473 m2’si mahalle parkları ve 103.764 m2’si spor alanlarından oluşmaktadır. Konut bahçeleri ise halkın yeşil alan gereksiniminin karşılanmasında önemli bir yere sahiptir. Bir yada iki katlı olan bu konutların bahçelerinde yapılan düzenlemelerle çeşitli kullanımlara yer verilmiştir. Bu düzenlemeler, parklar, çocuk oyun alanları, spor alanları gibi halkın ortak yaşama alanlarına olan talebin kısmen azalmasına neden olmaktadır.
Sonuç olarak;
Anadolu’nun pek çok kentinde sosyo-ekonomik açıdan büyük bir öneme sahip olan bağ alanları, doğadan kopmakta olan kent insanını doğaya yakınlaştıran açık ve yeşil alanlardır. Kent çevresinde sayfiye yeri olma özelliği taşıyan bağlar,

konut alanı olma yönünde hızlı bir dönüşüm yaşamakta ve geleneksel yapısını yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadır. Geleneksel bağcılık kültürünün korunması ve gelecek kuşaklara aktarılabilmesi için yeniden kalkındırılmasına yönelik çalışmalar yapılmalıdır.

Eşsiz yeşil varlığı ve bağcılık kültürü ile dünyada büyük üne sahip olan Meram Bağları kent halkının gerek hafta içi gerekse hafta sonu, her mevsim en çok tercih ettiği rekreasyon alanıdır. Günümüzde kent merkezi ile bütünleşen bu yazlık yerleşme, doğal varlıkları, geleneksel mimarisi ve tarihi eserleriyle önemli bir doğal, kültürel ve çevresel bütün oluşturmaktadır. Kentin açık ve yeşil alan bütününün büyük bir kısmını oluşturan Meram’ın
yeşil dokusu, bağ kültürü ve tarihi değerleri bir bütün olarak korunmalı, planlama çalışmaları tam korumayı sağlayacak şekilde yönlendirilmelidir.

KAYNAKLAR
BATU, M., 1997. Meram/Konya Kısmi Revizyon İmar Planı Raporu.
KARPUZ, H., 2000. Meram Sit Alanları ve Aydın Çavuş. Baharda Meram Dergisi, Meram Belediyesi Yayınları, No:3, Konya.
MERAM BELEDİYESİ 2000. Eski (meyen) Meram. Meram Belediyesi Yayınları, No:3, Konya.
ÖNDER, M. 1999. Konya’nın Meramı. Güzde Meram Dergisi, Meram Belediyesi Yayınları, No:1, Konya.
ÖZÖNDER, H., 1997. Evvel Zaman İçinde Meram. Meram Belediyesi Kültür Yayınları, Konya.
PAMAY, B., 1978. Kentsel Peyzaj Planlaması. İ.Ü. Orman Fakültesi Yayınları, İstanbul.
ŞAHİN, Ş., BARIŞ, M.E., 1998. Kentsel Doku İçerisinde Açık ve Yeşil alan Standartlarını Belirleyen Etmenler. Peyzaj Mimarlığı Dergisi, TMMOB Peyzaj Mimarları Odası, Sayı: 6, İstanbul

***********************************

BENİM ‘MERAMLI’ AĞAÇLARIM
Prof. Dr. Saim SAKAOĞLU

2002 yılının sonlarına doğru yayımlanan Konya Üzerine Şiirler adlı derlememizin, şiirleri kadar kapağındaki fotograflarıyla da dikkat çekmesinin istemiştik. Orada, dördü çok eski olan beş fotografa yer vermiştik. Bunlardan birinde Alâeddin Tepesi yer alıyordu. Ne yazık ki tepe ağaçsızdı. Siz ona Keltepe de diyebilirsiniz. Bu ağaçsız tepe, 1918 yılının Nevruz kutlamalarıyla ilgili bir haberde yer alıyordu. Tepe, tören ve eğlenceler için gelen Konyalılar tarafından doldurulmuş ve insan kalabalığından görünmez olmuş. Bugün ise, yılların bakımı ve uğraşması ile Alâeddin Tepesi yemyeşil olmuştur. Konya’nın yeşilleşmesinde bu tepe ile ağabeyleri Meram tepelerinin önemli bir yeri vardır. Meram tepelerine kova kova su taşıyan Aydın Çavuş’u (Aydınöz) kim unutabilir ki.
Evet, dünün çıplak tepesi, bugünün dev ağaçlarıyla şehrin ortasında bir orman haşmetiyle gökyüzüne yükselmektedir. Onlarca çeşit ağaç, şehrin akciğerlerini temizlemekte, özellikle gezmek için Konya’ya gelenlere sonsuz bir dinlenme arzusu vermektedir.
Artık Konya yeşildir. Eski bir türkümüzde yer alan “Yeşil olur şu Konya’nın Meram’ı” mısraının güzelliği şehre yayılmaya başlamıştır. Her üç Meram yolu, İstasyon çevresini kuşatan cadde ve sokaklar, sadece Meram belediyesinin son yıllarda sayısı onu geçen parkları ile Konya bir yeşil bolluğuna kavuşmuş, ağaç cennetine dönmüştür. Bahar ve yaz aylarında yeşilliği mutlaka doya doya tatmalısınız.
Meram denilince akla elbette ağaçlar ve onların her tonuyla gözümüzü dinlendiren yeşili gelecektir. Ağaç ve Meram kavramları bir araya gelince de, korumaya alınmış tarihî ağaçlarımızı hatırlamadan edemeyeceğiz. Dedelerimizden de yaşlı olan bu ağaçların, Eski Yol’un değişik yerlerinde boy atmaya çalışan torunlarıyla neleri konuştuklarını elbette bilemeyiz, ancak şu kadarını söylememiz gerekir ki verilen dede öğütleri arasında mutlaka, “Yaş kesen” ifadesi de yer almaktadır.
Benim ‘Meramlı’ ağaçlarım ise bir yüzyılı devirmiş ama hâlâ ayakta kalabilen ağaçlar olmayacaktır. Meram’ın Karatay sınırlarında birer uç beyi edasıyla varlıklarını sürdürmeye çalışan, dedem yâdiğârı ağaçlar yazımızın konusunu oluşturacaktır. Elmasıyla, eriğiyle, armuduyla, kayısısıyla akasyasıyla, dutuyla, bademiyle, çamıyla ve daha nicesiyle… Bazıları yalnızlığı etrafındaki yaşlı duvarlarla paylaşmaya çalışan, bazıları efkârıyla gökyüzünü seyre dalan, hatta yaşlılığın hüznüyle zayıflayıp kurumaya yüz tutan bu uç beyi edasındaki ağaçları, benim Çaybaşı’ndaki evimizin arka bahçesinde ziyaret etmek, onların selâmını Eski Yol’daki soydaşlarına göndermek de benim için büyük bir mutluluk olacaktır. O güzel şiirde denildiği gibi; Ka’be’nin eşiğine, çocukluğumun beşiğine selâm veren ağaçlar, sizlerle sohbet etmeye geliyorum.
Yazımızı süsleyen ağaçların fotoğrafları yıllardan beri, dört mevsimde çekilmeye çalışılmıştır. İçlerinde baharın çiçekleriyle süslenenlerin yanında kışın karıyla üşüyenleri de vardır. Yalnızlığın sıkıntısını dal budak salarak gidermeye, âdeta onlarca üzüm çubuğundan sadece ikisinin, o da tesadüfün ve sıcak ilginin yardımıyla korunabildiği bu bağ eskisinin zamanla hesaplaşması, belki de hiç iç açıcı olmayacaktır.
Bu ağaçların bir bölümü benim çocukluğumu paylaşan yaşıtlarımdır. İçlerinde ellerimle diktiklerim, suladıklarım, dallarında bir tiyin çevikliğiyle meyvesini topladıklarım da vardır. Her yaştan arkadaşlarımdır benim bu ağaçlar; bazılarının kuruyarak zamana teslim olması beni de hüzünlendirmiyor değil. Nicelerinin külleri kim bilir nerelerde kaybolup gitmiştir.
Şu elimdeki siyah çantamla, bir bürokrat edasıyla önünde âdeta hazır ola durduğum ağaç, çevresindeki soydaşlarıyla oluşturduğu dayanışmayı acaba kara karşı gösterebilmiş midir? Kalınlığını kütüklerin üzerindeki ihtişamlı duruşundan ölçebildiğimiz kar sultanı ağaçlarımızın yalnızca pek az yerine hükmedebilmiş, büyük bir bölümünden yüz bulamamıştır. Arap saçını hatırlatan karmaşıklığıyla âdeta birbirlerine elense çekercesine yaklaşan bu ağaçların adlarını bilmem ki hatırlayabilecek miyim? Kuşkonmaz derecesine karkonmaz veya kardurmaz diyebilir miyiz acaba? Elbette ki hayır. Bu ağaçlar, bahçemizdeki dört ayrı erik türünden birine aittir. Bahar ve yaz aylarında yeşilin onlarca tonuyla renklenen bu karlı yolun çevresi burada sadece iki zıt rengin, siyahın ve beyazın dostluğuna şahit olmaktadır.(F-1)
İlk fotoğrafımızdaki karlar arasında açılan yol, biraz sonra sola doğru hafifce kıvrılarak devam edecektir. İşte bu yolun bir sonbahar manzarası. Kuruya kuruya, kırıla kırıla artık neredeyse dalsız budaksız kalmaya mahkûm edilen bu ağaç bir dut ağacıdır. Belki 40 yıl önce bu ağaca ‘küçük dut’ derdik. Çünkü bir de, onun ‘büyük dut’ denilen yaşlısı ve kalını vardı. Yıllarca önce kuruyup kesilen, şimdi pek azımızın yerini hatırlayabildiği bu ağabeyin yokluğundan yararlanan küçüğü, bu özelliğini bırakarak sadece dut olarak anılmaya başlanmıştır. Bu büyük dutun dört bir tarafa kol salmış dallarına taktığımız küçük sepetlere topladığımız dutları kor, akşam yemeğinden sonra ailecek yerdik. Eskinin küçüğü, günümüzün tek ağacı ise bir zamanlar aşılanan kara dut ile kardeş kardeş yaşardı. Ancak bu aşılı dallar zamana daha çabuk teslim olup kırılan öbür dalların üzerine düşmesiyle toprağa teslim oluverdi. Dört bir derde deva olan bu kara dutun tadına asla doyamazdım. Onun hatırasını yaşatmak için her yıl, eşin dostun bahçesindeki kara dut ağaçlarına özel elbiselerimle tırmanır, dakikalarca dutunu yerim. Bunların başında dost Mehmet Ali Uz’un Yaka’nın sonlarındaki bahçesindeki vefâkar ağaç gelmektedir.
Bu dut ağacı da artık kocadı, yer yer kurumaya yüz tuttu. Bilmem ki kaç yıl daha bize, kuşlardan artakalan meyvelerini sunabilecek… Ama ben onu daima, “kara dut barmak gibi” türküsüyle hatırlayacak, bu son demlerinde her yıl bir ipek böceği sevdasıyla yapraklarını özleyeceğim. (F-2)
Bu, eskilerin “tek ü tenha” dedikleri yalnız ağaçtan bir zamanlar ‘armıt’ toplardık. Çevresindeki yeşil ağaçlardan da anlaşılacağı üzere o artık “kuru bir armıt ağacı”dır. “Ağaçlar ayakta ölür” sözünü doğrularcasına kurumuş, ancak hâlâ bütün haşmetiyle dik durabilmeyi başarmıştır. Bu, zamana karşı koymaya çalışan ağacımız belki gelecek kış mevsiminin yakacakları arasında yerini alabilir. Doğrusunu söylemek gerekirse, bu fazla yaşlı olmayan ağacın kaç yıl armudunu yiyebildik, en son hangi yılda meyve verdi, hatırlamıyorum. Ancak bir yerleri kırıla kırıla, başka yerleri kesile kesile bugünkü şeklini aldığını hatırlıyorum. (F- 3)
Bu, “tepeden tırnağa çiçek açmış” ağaç, bahçemizin tam ortasındadır. Henüz yeterince yaprağa duramamış olan bu armut ağacı beyazın en güzeline bürünmüş. Meyvesinin tadını çiçeğinin güzelliğinden mi alıyor acaba diye düşünürüm. Ben bu ağacın en çok çiçeğinin kokusunu severim. Ağacın etrafında dolaşır, boyumun ulaşabileceği dallarındaki çiçeklerini koklarım. Belki fazla uzun süreli olmaz ama o saltanatın bende bıraktığı iz yıl boyu sürüp gider. Onlarca çiçeğin arasından seçilen biri âdeta bütün çiçeklerin kokusunu toplamış gibidir. Onlarca iğde ağacının birbirine karışan kokusu burada onlarca çiçeğin kokularıyla yaşanır. Bu gelinlik giyinmiş ağacın bir başka yönü de, meyveye durduğu haftalarda dalları yükünü taşıyamaz olur ve alttan destekle hayata bağlanır. Burada âdeta yer çekimi kanununa karşı gelinmiş gibi olunur. (F- 4)
Yine bir yalnız ağaç. Bu bir elma ağacıdır. Birkaç yıl önce, dikim mevsiminde dokuz arkadaşıyla satın alıp diktiğimiz bu ağaç artık meyve vermektedir. Gençliği, diriliği ve heyecanı her hâlinden belli olmaktadır. Üzerinde görülen meyveler âdeta onun neşesini etrafa yaymaktadır. Çoğunun, bakımımızdan memmun olmayarak, belki de toprağını beğenmeyerek kuruduğu yaşıtları arasında ameyve veren iki elma ağacımızdan biri olan ağacımızın bahçemizdeki en genç ağaç olduğunu da müjdelemek isterim. Çokları, gençliklerinin verdiği utangaçlıkla yaprakların arkasına saklanan meyvelerin tadını anlatmak pek de kolay olmayacaktır. “Ağaçtan üç elma düştü.” Diyerek güzel dileklerimizi dile getirelim ki bu ağacım uzun yıllar ayakta kalabilsin. (F- 5)
Badem ağacı… Güneş ışınlarının vurmasıyla olduğundan daha parlak görülen bu ağacımız da benden gençtir. Yıllarca önce, hemen arkasında uzanan kamış çelenli kerpiç duvarın dibinde edebiyat dergileri, romanlar, hikâyeler okurdum. O yıllarda önde görülen yeşilliklerin yerinde üzüm çubukları vardı. Duvara dayandığım yastıklarla yere serdiğim minderlerle açık hava okuma alanı hâline getirdiğim o duvar dibinde neleri okumadık ki… Daha lise yıllarımda Türk Dili, Varlık gibi dergileri oralarda okumuştum. Aynı yerde kimlerle satranç oynamadım ki… Tahta ve çivilerden şekillendirdiğimiz atlar, filler, kaleler, piyonlar şahlar ve vezirler o duvarın dibinde az mı dolaşıp durdular. Şimdi her çağla mevsiminde avuç avuç meyvesini yediğimiz bu ağacımız, aynı zamanda bahçemizin de en gösterişli birkaç ağacından biridir. (F-6)
Biri sonbaharın hüznüne bürünüp sessizliği seçen, öbürü yeşilliğinin saltanatını süren bu iki ağaç aslında aynı ağaçtır. Sözlüklerden bile kaçan “puşta” kelimesinin yamaçlarında, ilk gençlik yıllarımda kendiliğinden hayata “merhaba” diyen bu badem ağacı da diğerleri gibi yalnızlığa bürünmüş gibidir. Çıplak hâli acaba bizlere neleri çağrıştıracaktır? Yalnızlığı, terkedilmişliği, belki de unutulmuşluğu…. Oysa bir süre sonra köküne su yürüyecek ve mahzun dallar yeşilliğin güzelliğiyle “merhaba” diyecektir. Çağlaları “dırnak gadar” olunca cepler dolusu yeseniz doyamayacağınız, kurumuş otların arasında yaz sonunun yaşayan bu badem ağacı her yıl hüznü ve sevinci hem yaşar hem de yaşatır. (F-7 ve 8)
Ve bahçemizin çamlar gibi, akasyalar gibi, söğütler gibi meyve vermeyen ağaçlarından biri. Onun gerçek adını ne ben doğru söyleyebileceğim, ne de siz hatırlayabileceksiniz. Sora sora doğrusunu bulmaya çalıştığım bu ad suvarmılık veya suvarımlık’tır. Bu, başına buyruk ağacın göğe yükselen kanatları, bahçemizdeki bütün ağaçlara tepeden bakmasına yol açmaktadır. Budandıkça uzayan, uzandıkça budanan bu ağaçlar âdeta bahçenin sergerdeleri gibi bir o yana, bir bu yana eğilip dolaşmaktadır. Kuluçkadan çıkmışçasına kanatları altında uzamaya çalışan yavrular ise umutla geleceğe bakmakta, ağabeyleri gibi boy atacağı günleri beklemektedir. (F- 9)
Gün gelecek, tıpkı bir pamuk ninenin sözlerinde olduğu gibi, “Bir varmış bir yokmuş” diyeceğiz. Bu ağaçlar, âdeta nesli tükenen hayvanlar veya bitkiler gibi bir gün temel kazıcı âletlerin önünde boyunlarını büküp vazgeçilmez kaderlerine sarılacaktır. Yerlerinde beş on katlı beton sütunların yükseleceği günler pek yakın değildir, ama görünen köy de kılavuz istememektedir.
Dünün nice hatırasına beşiklik eden her mevsimde bizlere ayrı bir hazzı tattıran bu ağaçlar binlerce benzerleri gibi zamana, belki de biz insanlara yenik düşecek ve Lavozier kanununa inat yok olup gidecektir. Ancak hatıraları biz anlattıkça, gelecek nesiller okudukça yaşayacaktır

*************************************

ÇINAR ( Platanus)
Mustafa GÜNİNDİ

Çınarlar kuzeydoğu Asya’dan, Himalayalara kadar olan coğrafyada, bu arada ülkemizde de doğal yayılım gösteren yaprak döken ağaçlardır. 25-30 metre kadar boy ve boyları kadar da yayılım yapabilirler. Yetişkin ağaçların gövdelerinin pul pul kabaran ilginç ve özgün bir yapısı ve Platanus, Acerifolia, Mexicana, Occidentalis, Orientalis türleri vardır.
Osmanlının karakter ağacı olan bu sevimli Çınar türü ülkemizin hemen her bölgesinde akarsu boylarında ve su kenarlarında hüdayınabit olarak yetişir ve halkımız tarafından da severek yetiştirilirler. Özellikler marmara bölgemizde Osmanlı döneminden kalma 4-5 asırlık anıt Çınar ağaçlarından bir kısmı günümüzde de yaşamaya devam etmektedir. Her dem yeşil ağaçlardan Akdeniz selvileri, yaprak dökenlerden ise Osmanlı Çınarları milli ağaçlarımız arasında yer alırlar.
Halk arasında Biladin ve Kavlağan Ağacı olarak da bilinen bu ağaçlar fevkalade güzel yol ağacı yada gölge ağacı olurlar. Organik maddelerce zengin, derin ve nemli topraklar ile tam güneş yada hafif gölge kısımlara dikildiklerinde süratli bir gelişme göstermektedir. Park ve geniş bahçelerde tek yada gruplar halinde kullanılabilir, veya gölge ağacı olabilirler. 6-7 asır yaşayabilen uzun ömürlü ağaçlardır.
Hastalıklara ve kirli şehir havasına dayanabilen bu türler en değer verilen türlerdir. Çarpıcı ve gösterişli bir kabukları vardır. Uzun ömürlüdürler. Ülkemizde bilinen ve yetiştirilen ağaçlardır. Yol kenarlarında yaygın olarak bu tür ağaçlara rastlamak mümkündür. Hızlı büyüyen ve piramit şekilli olan bu ağaçların geniş gövdeleri ve kalın dalları vardır. Dallar açık gri renkli bir kabukla örtülüdür. Daha altta ise yumuşak, sarımsı alt kabuk bulunur.
Koyu gölge, 3-5 loblu, açık yeşil, 15-25 cm. çapında yoğun yapraklar tarafından oluşturulur. Yapraklar sonbaharda sarımsı kahverengi bir renk alırlar. Sıcak havalarda yapılan ölçümlerde güneş de 62 °C, normal ağaç gölgesinde 32 °C, çınar gölgesinde ise 18 °C ısı tespit edilmiştir. Bu da çınar ağacının tabi bir klima olduğunu gösterir. Ponpon biçimli, 2-3 cm. çapında kahverengi meyveleri, uzun sapları ucunda kışa kadar asılı kalırlar. Gelişmiş çınarların topraktan almış oldukları suyun % 95’ini yaprakları vasıtasıyla tekrar havaya verirler. Ayrı yeten havadaki bulunan tozları yapraklar üzerine çekerek filtre görevi yaparak kirli havayı temizlerler.
Üretimleri tohumla olur.

İHTİYAR ÇINAR

Bir zaman haşmeti heb meydanı örten bu çınar
Şimdi mazideki dâratını hasretle anar.
Kubbesinden bile köy mescidinin aşmıştı.
Bir ucu gövdesinin göklere yaklaşmıştı.
Kökleri öyle temellerdir ki sadrı kürede
Zelzele sallıyamazdı onu, yıkmak nerede!
Hem savatlar koca yaprakları gövdeyle yeri,
Hem dökerdi kenarından yere nur incileri.
Süslü yaprakları eşti oya yelpazelere.
Sayesi taze yuvaydı sevişen tazelere.

Şimdi mazideki daratını hasretle anar.
Bir zaman gölgesi hep meydanı örten bu çınar.
Eskiden dalları üstünde öten şen kuşlar.
Onu çıplak ve mukassi bularak uçmuşlar.
Dağılıb susmuş o koyundaki şakrak yuvalar
Bir dikenlik gelir artık ona zümrüt ovalar.
Baş açık bekçisidir. sanki o toz tarlasının.
Gölgesi tulünü ölçer yazın esmer yasının.
Son ve çıplak dalı afaka el açmış gibidir:
Yeryüzünden ve semadan iki yaprak dilenir.

Bir zaman dalları heb meydanı örten bu çınar.
Şimdi mazideki dâratını hasretle anar.
Kaç asırdır kemirir kuvvetini fırtınalar;
Saplanır iğne gibi göğsüne hırçın rüzgar;
Bir yerinden onu her lahza tabiat yaralar;
Kütüğü bir kabuk olmuş içi boşluk ağlar.
Asdı yaz kof ağacın üstüne parlak güneşi
Onu hiçbir güneşin lakin ısıtmaz ateşi.
Temmuzun karşısına külfe giymiş çıkarak;
Yaşının kısmeti bir parça yosundur ancak.

Şimdi mazideki dâratını hasretle anar,
Bir zaman gençliği heb meydanı örten bu çınar.
Emdiği köklerinin gerçi ölümdür yerden,
Yıldırımdır başının umduğu yükseklerden,
Yaşayan karye ve ölmüş mezaristan arası
Olacak belki yarın makberei hatırası,
Kocamış cismi, fakat düşmeye razı olmaz,
Sarılır toprağa estikçe o kahir poyraz,
Cenap ŞEHABEDDİN

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: