Gönderen: meram | Mart 24, 2007

Meram Sohbeti

konya0.jpg

MERAM SOHBETİ
Feyzi HALICI
1954 yılıydı. Konya’da bir şiir şöleni yapıyorduk. Behçet Kemal Çağlar, Muvaffak Sami Onat, Gültekin Samanoğlu Ankara ve İstanbul’un tanınmış şairlerini Konya’ya davet etmiştik. Konuklarımıza Koya Orduevi Salonu’nlarında bir yemek ermiştik. İkindiye doğru Behçet Kemal Çağlar; “Feyzi, benim çocukluğum Konya”da geçti. Kız Tatbikat Okulu’na yakın birevde otururduk. Sık sık Meram’a giderdik. Meram’ın gedavetli sern serirn havasını göğsümde duymak, Çayırbağı Dutlu sularını kana kana içmek isterim.” dedi. O yıl Gül Şöleni’ni ve yarışmalarını yapmıştık. Avukat Mehmet Ali Apalı’nın Meram’da Köyceğiz yöresinde muhteşem bir bağı ve köşkü vardı. Köyceğiz Tepesi’nden Dere’den gelen yola kademe kademe inen bir bağ. Bağda her çeşit meyve ağaçları, sebzeler bahçeye ayrı bir güzellik veriyordu. Bağın kokulu kayısısı, sulu armutu gayet nefisti. Köşkün üst odasından Meram’ı kuşbakışı seyredebilirsiniz. Köşkün ilerisinde konukların kalabilecekleri bir konuk evi pırıl pırıldı. Tabii, bağın modurn bir ahırı, bol süt veren bir çift ineği vardı. Köşkün sütü, yağı, yoğurdu taze taze temin ediliyordu. Çepiç asmak için de bir de tandırı vardı bağın bir köşesinde. Köyceğiz’deki Apalı’nın bağ köşküne karşılık, Meram Deresi’nin karşı sırtında Tavusbaba’da ona rakip bir Yıldız Köşkü vardı. Meram sözü bir yerde geçse, bu iki köşk daima anılırdı.
Konya’nın derli toplu ev düzeni, folklorü, mutfağı, yemeklerinin nefaseti Meram’a göre dile getirilirdi. Şimdi de öyle, en modern konutlar, köşkler Meram’a çağdaş bir görünüm veriyor.
Şair Behçet Kemal Çağlar Abimiz’i Meram’da Mehmet Ali Apalı Abimiz’in bağına götürdüm. Bağ, bağ değil de bir güzel sanatlar galerisi idi adeta. Türkiye’nin nadide cins güvercinlerini Mehmet Ali Bey yetiştiriyordu. Osmanlı döneminden kalan, soyları tükenen bu güvercinler diğer güvercinler tarafından ayartılıp çalınmasın diye tel örgülerle sınırlandırılmış bir mekan içinde korunuyordu. Apalı Abimiz’in güvrcinler hakkındaki bilgisini zevkle dinledik. Köşkün bahçesi yıldız ve güllerle tarifsiz bir güzellik içindeydi. Gül Şöleni’ni, Gül Bayramı’nı ilk kez o yıl Haziran ayı içinde Dede Bahçesi’nde başlatmıştık. Mehmet Ali Apalı da deste deste gülleriyle bu yarışmaya katılmıştı. Dede Bahçesi’nde bir yarışma havası içinde yapacağımız Gül Bayramı için Yeni Meram ve Yeni Konya Gazeteleri’nde geniş bir kampanya başlatmıştık. Konyamız on bin yıllık bir tarih, kültür, sanat beldesi olduğu için çok eski yıllarda (1940’lı yıllardanbahsediyorum) tanınmış çiçekçiler vardı. Bunların büyük çogunluğu tüccar ve esnaftı. Konya’daki evlerin yüzde doksanı bahçeli, tek veya iki katlı evlerdi. Bizim evimiz de Güllükbaşı’nın altında, Botsalı Sokağı’ndaydı. Konya’dan Türk-İslam Eserleri Müzesi Müdürü olarak İstanbul’a giden Abdülkadir Erdoğan’ın üç katlı evinde kirayla oturuyorduk. Evin futbol sahası genişliğinde bir bahçesivardı. Çeşitli meyve ağaçları, puşta ve mandallarda yetiştirilen her çeşit sebze ibadullahtı. Bahçede büyük bir havuzu, işlerimize bakan Osman Ağa, tulumba çekerek doldururdu, haftada üç gün…
Bahçemizin bir bölümü, bahçe çiçekliği için ayrılmıştı. Babam gül ve yıldıza çok önem verirdi. Envai çeşit ve değişik reklerdeki güllerden ve iri yıldızlardan konu-komşu ve konuklar babamı ziyarete gelir, bahçemizin ve çiçeklerimizin sihrine kapılırlardı.
1954 yılında yapmıştık, ilk Gül Yarışması’nı. O ay, Aydabir Derguisi’nde gül konulu bir şiirim yayınlanmıştı. Fransa’da İkinci Cihan Savaşı’nda yapılan bir Gül Yarışması’nı anlatıyordu bu film. Misis Miniver adlı bir gül, birinci ilan edilmişti. Aydabir Dergisi, o yıllarda yurdumuzun en tanınmış yüksek tirajlı dergisiydi. Yusuf Ziya Ortaç üstadım klişeli olarak şiirimi dergide yayınlamıştı. Dergiyi Konya Belediye Başkanı Rüştü Özal Bey’e gösterek Konya’da yüz civarında çiçek yetiştiren usta çiçekçi bulunduğunu, onların bu konuda yaptıkları hizmeti ve gayretleri vede ustalıklarını değerlendirmemiz güzel bir jest olur, demiştim. Rüştü Özal Bey, derhal “Evet” demiş, bir hafta içinde yarışmayı gerçekleştirmiştik. Şiirimi o gün Dede Bahçesi’nin tarihi havuzunun yanında okumuştum. Ve Gül Yarışması, kalabalık bir topluluk havuzunda başlamış ve sonuçlanmıştı. Gül Yarışmaları’nın ikincisini Meram Aile Bahçesi’nde yapmıştık. Bir kez Alaattin Tepesi’ndeki bahçede, diğer bayramları çoğunlukla yine Meram’da yapmıştık.
Kaldığımız yerden konumuza dönüyorum. Mehmet Ali Apalı Bey, Behçet Kemal Çağlar’a bahçesini o kadar güzel ir üslup içinde anlatıyordu ki, Behçet Kemal Çağlar üstadımız gördüğü ve dinlediği gül sohbeti karşısında doğmaca dörtlükler söylüyordu. Bir düş dünyası içindeydik, sanki.
Mehmet Ali Bey, aşı güllerin bakımını ballandıra ballandıra anlatırken birden sanki kalp krizi geçirirmişçesine olduğu yerde adeta dona kaldı. Gözleri kapalı bir noktaya dikilmişçesine. Biz ne oldu diye birbirimize baka kaldık. Onun bu hali bizi de olduğumuz yerde kaskatı durmamıza sebep oldu. Bağda çalışan işçisine işaret edeyim dedim. Adam ortalıkta yoktu. On-onbeş saniye geçti. Mehmet Ali Bey birden canlanıverdi. Kaldığı yerden gülleri anlatmaya başladı. Merakımdan “Mehmet Ali Bey neden kendinizden geçiverdiniz. Kalp malp bir sıkıntınız mı var?” diye sordum. Gülüverdi. “Ne sıkıntısı! Meram’da hem de Köyceğiz’de yaşayan insanda kalp krizi ne haddine. Gedavet (Ged Abat) rüzgarı, Dere boğazından çıkar, Köyceğiz üzerinden Konya’ya doğrudevam eder. Benim Denizli horozum ikindi konserine başladı, huşu içinde onu dinledim. Hergün bir sabah namazı, bir de ikindi ezanının okunma zamanı, iki kez onun ötüşünü dinlerim. Başka zaman asla ötmez. Vaktini de hiç şaşırmaz. Kusura kalmayın size bu durumu dahi söyleyemedim. Onun nağmeleri benim için en büyük sağlık reçetesidir.”
Behçet Kemal Çağlar da hayranlık içinde kaldı. Ne zaman karşılaşsak Apalı Abimiz’in güle, çiçeğe, güvercine, Denizli horozunun sesine hayranlığını saygınlık içinde dile getirirdi.
O gün Mehmet Ali Bey, bize nadide güvercinlerini de tanıttı. Abdülhamid döneminden kalma güvercinleri, geniş tel kafesli bir alanda muhafaza ediyordu. Başkaları güvercinleri, güvercinleriyle ayartıp sahiplenmesinler diye. Mehmet Ali Apalı üstadımız Konya kültürü, Konya toplum hayatı ve son asır Konya günlük hayatının, Konya törelerinin canlı tarihi idi. 1954 yılında amca diye hitap ettiğim Mehmet Ali Apalı ile sonraları abi ve son yıllarında da arkadaş olmuştuk. O günkü ziyaretimiz benim çiçin bir ilham kaynağı olmuş Konya güvercinlerini dünyaya tanıtmamızla sonuçlanmıştır. Güvercin Güzellik Yarışmaları’nı Behçet Kemal Çağlar üstadımızla Mehmet Ali Apalı’nın bağını ziyaret ettikten sonra kararlaştırmış ve başarıyla bir yarışmayı dünyada eşi olmayan Konya güvercinlerini dünyaya duyurmuştuk.

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: