Gönderen: meram | Mart 24, 2007

Konya’nın Meram’ı

meram-tarih.jpg

Hasan ÖZÖNDER
Konya şehri’nin tarihi ne kadar eskiyse, Meram’ın da tarihi onunla yaşıttır.
Rahmetli Hocam Arkeolog Prof. Dr. Remzi Oğuz Arık, 1944-1946 yılları arasında Alâaddin Tepesi’nde yaptığı arkeolojik kazılarda Konya’nın, Milattan önce 8. Yy.’ da Frig’ ler tarafından kurulduğunu ve iskan edildiğini ortaya koymuştur. Konya’nın batısındaki Takkeli Dağ’ ların eteklerindeki yeşil vadiye yerleşmiş olan Meram’ da Konya’nın kuruluşu ile iskan edilmiştir. Bu gün Meram’ da Tavus Baba Tepesi sırtlarında, 1961 yılında yaptığımız arkeolojik sondaj kazılarında çok sayıda Frig, Roma, Bizans, Selçuk keramikleri bulduğumuzu burada belirtmek isterim. Bu kazılara ait raporumuz ne yazıkki yayınlanamadı. Buluntular da Konya Arkeoloji Müzesi deposuna kaldırıldı.
Konya’nın adı “Iconium” olarak Roma döneminde çok sık duyulmaya başlamıştı. Konya’nın ortasında yükselen Alâaddin Tepesi, doldurulmuş bir toprak yığını değil, Frig’ler devrinde başlayan ve ondan sonra Anadolu’nun bütün tarihi devirlerini yaşayan bir iskanın birbiri üstüne oturmuş kat kat enkaz yığını, daha doğrusu hüyüğü idi. Kurulan şehir bu tepenin üzerinde ve eteklerindeydi. Roma ve Bizans döneminde tepenin çevresine bir kal yaptırılarak şehir korunmuştur. Selçuklular Anadolu’ya geldikleri zaman Konya’yı taş bir surun çevirdiği küçük bir kasaba olarak bulmuşlardı. Kuşatmalarda halk bu küçük, gösterişşiz dört kapılı kalaya sığınıyor, sıkıştırılınca kapılarını açıveriyorlardı. Konya’nın asıl savunması takkeli dağlar üzerindeki Gevale Kal’asında yapılıyordu. Selçuklular dönemin de bir çok tarihi olayın yaşadığı bu kuşatması güç yüksek kalaya “Konya’nın kilidi” diyorlardı. Gevale kimin elindeyse Konya onundu. Selçuklular da önce Gevale’yi zaptetmişler. Sonra kolayca Konya’ya girmişlerdi.
Konya’dan Meram’ a giderken eski Meram yolu üzerindeki Ateşbâz Veli Türbesi ve zaviyesini de burada göstermek gerek. Klasik Selçuklu kümbetleri örneğinde sekizgen piramit gövdeli Türbe’ de Hz. Mevlana’ nın aşçısı olduğu söylenen derviş Şemsettin Yusuf Meftundu, Mezartaşı üzerinde, Hz. Mevlana’ nın vefatından 12 yıl sonra, 1285 Miladi yılında öldüğü yazılıdır. Bu dervişin de Mevlana ile birlikte Konya’ya göçenler arasında bulunduğu, Mevlana mutfağında ateş karşısında dervişlere sürekli olarak yemek pişirdiği, avucunda kor halindeki odun ateşi ile oynadığı için (Ateş-baz) ünvanını aldığı söylenir. Zamanla türbesi ek yapılarla bir mevlevî zaviyesine dönüşmüştür.Türbe ve bitişiğindeki zaviye günümüze kadar gelmiştir.
Meram’ da ki Selçuklu dönemine ait bu iki yapıdan sonra Karamanoğulları devrinde Hacı Hasbey oğlu Mehmet adlı bir hayır sever, Meram Köprüsü’nün hemen yamacına 1424 yılında bir Mescid, hem hamam kitabesinin dört kenarını Türkçe şu ibare çevirmektedir:
Dileriz bunda gelenden hayrile
Gele bunda gönlünü şâd eyleye
Her ki ister ayşını bünyad eyleye
Hacı Hasbey oğlunu yad eyleye
Düz damlı sade bir yapı olan Mescid’in hemen yanı başında kubbeli küçük bir Dar’ül huffaz da var. Aslına bakarsanız Konya’lı Hacı Hasbeyoğlu Mehmet, bu yapılardan 3 yıl önce, 1421 yılında Konya’da (Hasbey Darülhuffazı) olarak bilinen bir eseri daha milletine armağan etmiştir.
Meram ‘daki Hasbey Hamamı ise kadın ve erkekler için ayrı iki bölüm, yani çifte hamamdır. Suyunu yanı başındaki Meram Çayı’ndan olan bu hamam bir zamanlar dillere destan güzellikte ve rahatlıktadır. 18. Yy. da Konya’ya gelen ve (Menasık-el Hacc) adlı bir Hacc rehberinde Konya’yı yazan Mehmet Edip adlı bir bilgin, bu hamam için:
İrüşür fıskiyesi daim bâmına
Cennete girmek dilersen gel Meram Hamamına
demekten kendini alamamıştır. Her ne hal ise “Yeşil olur şu Konya’nın Meram’ı ” diyerekten türkülere giren övgülere layık Meram anıları, söylentileri şiirleri, tarihi yapıları ve güzellikleriyle dünü bugüne getiren bir ruh tablosudur. Bu tablo Konya’nın gönül aydınlığıdır.

KONYA TARİHİ MESİRESİ
O devirde Konya’nın bir özelliği vardı. Konya’da oturanlar daha çok bağ-bahçe işçileriyle uğraşıyorlardı. Bağ ve bahçelerin çoğu Meram’ da idi. Üstelik Meram’ ın temiz ve serin havası, kaynakları bol suları burayı bir “mesire” haline getirmişti. Şehir halkının yarıdan fazlası yaz mevsimin de Meram’a göçüyor, burada bağ ve bahçeyle uğraşıyor, kışın Konya’ya dönüyorlardı. Yazın sıcak günlerinde, öğleden sonraları Takkeli Dağlardan esen, halkın (Gedavet-Gedabad) dediği serin bir rüzgar, Meram’ın çiçek kokulu havasına hayat veriyordu.
Selçuklular döneminde Konya şehri Sultan Alaaddin Keykubat 1. tarafından 1221 yılında bir Dış Kal’a aynı zamanda Meram yönünden Meram Çayı ile gelen ve sık sık şehri tehdit eden azgın sel sularınıda önlüyordu. Suyu çeviren hendekler, toplanan sel sularını kanallarla Konya’nın güneyindeki Aslım Çayırına aktarıyordu. Sultan Alaaddin Keykubat 1. kendi adını adını alan tepenin üzerinde yaptırılan camii de genişletmiş (Alaaddin Camii), üstelik tepenin kuzey eteklerindeki, Sultan Kılıç Arslan II.nin yaptırdığı Selçuklu Köşkü’nüde (Filobad-Felekabad) adıyla Meram sırtlarında bulunuyordu. Zaman zaman Selçuklu Sultanları veya saray mensuplarının yazları oturduğu bu Köşkde Fatih’in oğlu Konya Vali’si Şeyh Zade Cem de oturmuş, Köşkte Safa meclisleri düzenliyerek Meram’ın güzelliklerine bağrını açmıştı. Öylesine ki kardeşi II. Beyazıd’ın zulmünden kurtulmak için Konya’dan önce Mısır, daha sonrada papaya sığınarak İtalya’ya gittiği zaman yazdığı divanında Meram’ı hatırlayarak halinden şikayette: “Bir yere gelmişemki bedeldir cahim(cehennem)’den bana mekan olmuş iken Konya’da Meram” demiştir. Selçuklular’ın Felekabat sarayı, zamanla ve belkide 16. Yy.dan sonra yıkılıp göçmüştür. Konya müzesi müdürü olduğum yıllarda, uzun araştırmalardan sonra, 1957 yılında Meram sırtlarında yaptığım kazılarda Felekabat sarayı yerini ve temellerini bulmuş, kazılarda çıkan ve sarayın duvarlarını süslediği sanılan bazı çini parçaları, desenli ve figürlü kabartmalarını Karatay ile İnce Minare müzeleri depolarına kaldırmıştım. Bu gün Meram’daki Tıp Fakültesi Hastanesinin bulunduğu çevreye rastlayan Felekabat sarayı yeri, açılan temel kazıları ile birlikte bütünüyle kaybolmuştur.

MEVLANA’DA MERAM SEVGİSİ
Eflaki (Menakıb’ül-rifin) adlı eserindeki bilgilere göre, Mevlana’nın yakın dostu ve Konya ahirlerinin şeyhi Çelebi Hüsameddin’in Meram’da (Hümam) adlı köşkü ve bağı vardı. Mevlana mesnevi adlı büyük eserinin çoğunda bağda söyleyerek Çelebi Hüsameddin’e yazdırmıştı.
Sırası gelmişken bu bağda geçtiği ifade edilen bir söylentiden söz etmek istiyoruz. Dilden dile günümüze kadar gelen, hatta kitaplara geçen, şairlere konu olan bu söylenti şöyledir:
Hz. Mevlana, Meram’daki Çelebi Hüsameddin’in bağında seher vakitleri bahçeye çıkar, huzur ve huşu içinde Cenab-ı Allah’a zikir ve dua eder. Gül bahçesi o kadar güzel, seher o kadar huzur verici ki, bu anda aşık ile maşuk, ilahi vuslatın özlemi içindeler. Ne var ki gülün ebedi aşıkları olan bağrı yanık bülbüller, Mevlana’nın kah başında, kah omuzunda ötüşleriyle bu vuslat deminin sükûn ve huzurunu bozmaktalar. Mevlana bundan hoşnut, ama çaresiz bir coşkun anında bülbüllere “susunuz” diye seslenir. Seslenir de bülbüller, bu aşk yolunun büyük mürşidine saygıda kusur etmeyerek, ebediyyen susarlar. Bu yüzden Konya’da Meram bahçelerin de bülbül ötme derler. Bu söylenti, yıllar boyunca dillerden düşmez. Konya’da bülbülün öttüğünü de gören olmaz. Bu söylenti kitaplara geçer, üzerine şiirler yazılır. Konya’nın yetiştirdiği, 19. Yy. divan halk şairlerinden Şemi’nin divanının daki Konya methiyesinde şu beyitle de dile getirir.
“Bülbül elhen eylemez bu beldede vakt-ı seher”
“Zikr-i Mevlana’ya mani olmuş murg meğer”
Aşık Şem’i , seher vaktinde Mevlana’nın zikrine mani olduğu için Konya’da Meram bağlarında bülbüllerin ötmediğini bu beyitle söylerken, 1980’li yıllarda (Muhlis)adlı bir şairin (Molla-i Rum) yani (Mevlana)için yazdığı bir dörtlükte, Mevlana’nın bülbüllere (sus) hitabının aslında çok şey olmadığını, isterse taşa bile tesir edeceğini ifade ediyor. Güzel bir talikle bir levhada yazılı olan Mevlana Müzesinde asılı duran bu dörtlük şöyledir:
Şah-ı âlem etse dervişanını Molla-i Rûm
Çok az ettim zahneder ihsanını Molla-i Rûm
Çok mu Muhlis “sus” hitabı susturursa bülbülü
Taş-a tesir ettirir fermanını Molla-i Rûm
Bülbüller Hz. Mevlana hürmetine Konya’da ebediyyen susmuş ama Mevlana “Divan-ı Kebir”adlı eserinde yüzlerce gazeli gül ve bülbül aşkına terennüm etmiştir. Bu rubaisinde Mevlana (Ey bülbül! Sen gül yüzünden neşelisin, bense senin yüzünden neşeliyim. Gül bahçesinden sırlar duy. Sessiz hakikatler işit) diyerek gül-bülbül aşkını, “gerçek sır” olarak tarif etmiştir. Hz. Mevlana’nın Meram’da en coşkulu gazellerini yazdığını biliyoruz. Bahar mevsiminde, Çelebi Hüsameddin’in bağında dostları ile birlikte sema toplantılarına da katılan Mevlana, bir seher vaktinde oğlu Sultan Veled’le yüksek bir tepeden Konya’yı seyrederken Sultan Veled: (Şaşılacak şey bu Konya şehri ne hoş şehir, adeta karaltısından rahmet beyazlığı görünüyor…) demişti. Bunu işiten Mevlana: (Evet, Konya pey kutludur. Dostlarının şehadetiyle, bu şehri sana bağışladım. Sultan’ül, Ulema’nın kemikleri ve toprağımız burada bulundukça, buraya zeval gelmez, yabancıların atları burayı çiğnemez, düşman kılıçları buraya zarar vermez, burada kan dökülmez, burası tamamiyle yıkılmaz, boşalmaz) demiştir. Meram’ın bu gün çamlarla süslü Tavusbaba sırtlarında Tavusbaba’ya ait küçük bir türbe var. Meram’a gelenlerin sık sık ziyaret ettiği bir türbede yatan Tavusbaba kimdir? Ne zaman yaşamıştır? Bu konuda yeterli bilgiye sahip değiliz. Ancak, Eflaki’deki bir kayda göre, Konya’da Mevlana’nın yaşadığı yıllarda (Şeyh Tavus Mehmed el Hindi) adlı bir dervişin Mevlana’nın müridleri arasında bulunduğu ifade edilmektedir. Bir söylentiye göre de, Meram’da Tavus-ı Çengi adlı çok iyi rebab çalan gönül sahibi bir hatunun yaşadığı, Mevlana’nın kadın müridleri arasında yer aldığı, çoğu zaman seher vakitleri Türbe’sinin bulunduğu bu yerde rebab çaldığı, hayranlarının vadide bu ilahi nağmelerle sema ettiği bildirilmektedir. Bir bahar sabahı rebabın sesi duyulmaz olmuş, geldiklerinde onu kulübesinde ölü bulmuşlar, olduğu yere mezarını kazarak türbesini yapmışlar.

EVLİYA ÇELEBİ’ NİN ÖVGÜSÜ
Selçuklular ve Karamanoğulları devrinde, adı bir çok belge, şuur destan ve efsanelerde geçen Meram, Osmanlılar devrindede şöhretini korumuş, seyahatnamelerde öğütülmüştür. XVII. Yzyılın tanınmış seyyahı Evliya Çelebi, Konya’yada uğramış ve seyahatnamesinde Maram’ı şu satırlara işlemiştir. “Peçevi şehrinin Baruthane Mesiresi, Kırımın Sudak Bağı, İstanbul’un yüzyetmişten ziyade bahçe ve gülistanları, Tebriz’in Şah-ı cihan bağı, Konya’nın Meram mesiresinin yanında bir çimenzar bile olamazlar” Kâtip Çelebi Cihannüma’sında, Ebubekir Efendi Coğrafyasında, Meram için övücü yazılar yazmışlardır. Meram, Osmanlılar devrinde, bir takım siyasi olaylarada sahne olmuş, Celali isyanları sırasında, Zülfikar paşa, birçok zorbaları burada katlettirmiştir.
Takkeli Dağların karları yavaş yavaş erirken, Meram bahçelerinin çiçekleri açar, iğde, şebboy, karanfil, gül kokuları bulut bulut yayılır. Gebabat ılık ılık, küfür küfür estikçe bu kokular Konya’ya kadar gelirdi. Yeşil rengin bütün nüansları ile göze geldiği bu ilkbahar mevsiminde, Meram baheleri ehl-i diller, aşıklar maşuklarla dolar, ihtiyar ceviz ağaçlarının altına serilen halı, kilimler üzerinde bağdaş kurmuş “hanen ve sazendeler ” güller, kayısı, elma çiçekleri arasında şakıyan kuşlara tempo tutardı.

Reklamlar

Responses

  1. ya super konya ya gez dunyayi gor konyayi ben isvireden dolu opucukler konyaya:D:D:D:(K)

  2. ewt öyledir bisim qonyamız:)))


Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: