Gönderen: meram | Mart 24, 2007

Tozlu Yapraklardaki Taşra

eski-konya.jpg

Fatih ÖZKAFA
Osmanlı’nın dünyasında, mesela 17. yüzyılın sonlarına doğru mahalli hizmetler nasıl yürütülüyordu? Valilik, kaymakamlık, belediye başkanlığı, il özel idaresi vd. O zamanlardan mı miras kaldı? İl genel meclisi, belediye encümeni, savcılık gibi birimlerin şu an icra ettikleri görevleri, o devirde kimler, hangi müesseler üstlenmişlerdi? Devlet-i Âl-i Osmanî’de de merkezi teşkilat ile taşra teşkilatı arasında yetki kargaşası, görev çakışması var mıydı?..
Bu sorunların hepsine birden tatminkâr açıklamalar yapmak için her ne kadar “yerim dar” ise de, birtakım ipuçları verip sizden bunları birbirine bağlamanızı istemek öncelikli maksadım olmakla birlikte, ikinci amacım tarafınızca yeni soruların türetilmesine sizi sevketmektir.
Osmanlı’da başlıca kent sorumlularının özellikle Başkent İstanbul için geçerli olmak kaydıyla, aynı zamanda ülkenin yönetici unsurları arasında yer almaları, hem genel idare hizmetleriyle yerel hizmetlerin görülmesinde bazı yetki paylaşım sorunlarının oluşmasına yolaçmaktayken hem de yerel yöneticilerin, bazı padişahların kişisel görüşleri ve valide sultanlarla gözdelerin kaprisleri nedeniyle adeta diken üstünde olmalarına sebebiyet vermiştir diyebiliriz. Vezir-i Azam’ın aslında uygulamada yetkilerinin büyük kısmını devretmesine rağmen, aynı zamanda hem hükümetin hem İstanbul yönetiminin başı olması görevlerin birbirine karışması olgusunu ortadan kaldıramamaktadır? Başkent’in eyaletlerde olduğu gibi, bir Beylerbeyi’nin veya bir valinin otoritesi altında hiyerarşize olmuş bir yönetime sahip olmaması ve dinsel/hukuksal kurumlarla ordunun başlıca unsurlarının İstanbul’da bulunmaları, çeşitli makamların birçok işi (genel/yerel) birarada yürütmek durumunda kalmalarına yolaçmıştır. Bununla birlikte, örneğin Vezir-i Azam, başkentle ilgilendiğini vurgulayabilmek için kentin iaşesini denetlemekte ve haftada en az bir kere, beraberinde yeniçeri ağasıyla İstanbul kadısı olduğu halde, divan toplantılarından sonra, kentin pazar ve çarşılarını dolaşmaktadır. Vezir-i Azam’ın görevleri arasında fiyat denetimi de bulunmakta olduğu için sebze haline, mezbahaneye vs. giderek, buralarda fiyat tesbiti yapmaktadır. Bu konuda, başkent kadılarına ve onların muavinlerine, özellikle muhtesibe (ihtisap ağası) gerekli bütün bilgileri ve talimatı vermekte, suçlulara karşı her türlü yetkiyi devretmektedir. Kentle ilişkili yetkileri her zaman bizzat kullanamayacağından ötürü, uygulamada bu yetkiler, ikamesi olan, onun vekili sayılan kaymakama aktarılmıştır. Kaymakam çok yüksek mertebeden bir vekil olup, Vezir-i Azam’ın yokluğunda da onun Kaymakam da tıpkı Vezir-i Azam gibi, kentin zenaatkar ve tüccarlarını teftiş etmekte, fiyatları kontrol etmekte ve suçlulara gereken yaptırımları uygulamaktadır. Kaymakam İstanbul’da ikamet etmek zorundadır ve fiili olarak İstanbul’un valisidir. Dolayısıyla vezir-i azama ulaşmadan önceki sonuncu basamak kaymakamlıktır.
tren.jpg
Zabıta alanında, vezirden sonra her biri belli alanlarda yetkili olmak üzere; bostancıbaşı, cebecibaşı, yeniçeri ağası, topçubaşı ve kapudan paşa gelmektedir. Çavuşbaşı ise hükümetle zabıta arasında aracılık yapmaktadır. Daha alt birimlerden mesela böcekbaşı, adamlarının önemli bölümünü eski suçlularla, tövbe etmiş hırsızlar arasından temin etmektedir ki; bunların İstanbul kulağı kesiklerini tanımadaki yetenekleri, asayış güçlerini gözetim ve etkinliğini artırmaktadır.
Hukukun uygulanması safhasında adaletin temini ve uyuşmazlıklarını izalesiyle birlikte cezaların tenfizine yönelik görevleri yerine getiren kadıların atamasıyla ve bir kazaskerin onaylamasıyla işbaşına getirilen naibler, nahiye ölçeğinde, kadının kazada sahip olduğu yetkilere sahiptirler. Görevleri arasında, adaletin yönetimi, esnafla ilişkiler ve bazı hükümet kararlarının uygulanmasını zikredebiliriz. Naib; esnafa ilişkin olarak onların faaliyetlerinin halkın hizmetinde olmasını sağlamakta, pazarları denetlemekte, kanunları ihlal eden zenaatkar ve tüccarlara müeyyide uygulamaktadır. Aynı zamanda, nezdinde hükümetin temsilcisi olduğu beledi hizmetlerin iyi işlemesini gözetmek ve gerekli kentsel çalışmalara özen göstermek zorundadırlar.
Kadı’nın bir başka muavini de muhtesibdir. Bu görevi dinsel kökeni İslamiyet’in toplumsal tarihi içinde iyice belirlenmiştir. Fakat oldukça hızlı bir şekilde, muhtesibin görevi özelleşmeye yönelmiş, yetkileri sınırlanmıştır. Rolü giderek artan, bir şekilde, tüccarların veya zanaatkarların hilelerini cezalandırmaya yönelmiştir. Muhtesibin öz olarak dinsel bir memur olması nedeniyle, medrese mezunları arasından seçilmesi gerekiyordu. Yani bir muhtesib, hem din hükümlerini bilmek hem de bu bilgisine, padişahlar tarafından çıkartılan kanunnamelerle, ekonomik hayatın koşullarına ilişkin bilgileri eklemek zorundaydı.
Şahbendere gelince; muhtesib, zennatkar ve tüccarlarla meşgul olurken ve fiyatların uygulanmasını gözetirken, onun biraz da eşdeğeri olan şahbender, otoritesini toptancılar üzerinde göstermektedir. Ancak şahbender, muhtesibden daha az yerel bir önem sahip olmasına, görevinin daha sınırlı sayıda kimseyi kapsamasına karşılık, o şehrin ekonomik hayatında önemli bir yol oynamaktadır; çünkü mesleği gereği hem dış, hem de iç ticaret bakımından büyük ticarete yönelik herkesi denetlemektedir. Bu şartlarda, yabancı toptancı tüccarların onunla ilişkide olmaları muhtemeldir. Daha sonraları bu şahbender ünvanı, Osmanlı’nın yabancı ülkelerdeki konsolos veya ticari temsilcilerine verilmiştir.
maarif.jpg
Arayıcıyan adı verilen temizlik işçilerinin görevlerini Evliya Çelebi ilginç bir şekilde aktarmaktadır; “Bu esnaf, çöplük subaşısına tabidir. Burada çalışan kimseler, sepetlere şehirde var olan bütüp çöp, gübre ve kalıntıyı doldurmaktadırlar; daha sonra bunlar deniz kenarında ayıklanmakta ve eğer akçe, bakır angır veya diğer eşya bulunursa bunları kâr olarak saklamaktadırlar…” Kentin temizliğini gözetmekle yükümlü memur olan “tahir subaşı” veya “çöplük subaşısı”nı şehremininin muavinlerinden biri saymak mümkündür.
Son olarak “arpa emini” hakkında birşeyler bilmek isteyenlerin meraklarını gidermeye çalışayım: Şehremini, kabaca şehircilikle ilgiliyse, arpa emini de kentin tahıl iaşesini denetlemekle görevliydi. Başlangıçta arpa emini, sadece saray ahırlarının arpa ihtiyacını sağlamakla mükellefti. Ahırdaki arpa, arpa emininden sorulurdu. Gerçekte yüksek bir sivil memur olan arpa emini, tahıl cinsinden iaşe kaynağının dağılımını sağlamaktan çok, sonraları genel müfettişlik görevi yapan bir bürokrat olup çıkmıştır.

_________________________________
* Robert Mantran’a teşekkürler…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: