Gönderen: meram | Mart 25, 2007

Eski Bir Meram Fotoğrafı Üzerine Düşünceler

eskimeramfotografi13.jpg

ESKİ BİR MERAM FOTOĞRAFI ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
Prof. Dr. Saim SAKAOĞLU

Atalarımız, “Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer.” demişler. Elbette uzun yaşamanın süzgecinden geçerek bize kadar gelebilen bu sözümüzün söylediği doğrudur. Şöyle geriye dönüp de bir baktığımız zaman “cihan değer” olan nice hatıralarımızın unutulduğunu göreceğiz. Bu hatıraların büyük bir bölümü hafızalarımızda saklıdır. Ancak unutmayalım ki “Hafıza-i beşer nisyan ile malûldür.” (İnsanlığın hafızası unutma hastalığına yakalanmıştır.) denildiğine göre o güzelim “geçmiş zaman” da yeterince sağlıklı olarak günümüze kadar gelemeyecektir. Ya unutulup gidecektir veya zayıflayarak başka hatıralarla karıştırılıp yaşatılacaktır.
Selin gidip kumun kaldığı düşünülürse, sözün unutulup fotoğrafın korunduğu aklımıza gelecektir. Yan yana, omuz omuza fotoğraf çektirdiğimiz okul veya asker arkadaşlarımızın adlarını fotoğrafın arka yüzüne yazmamış olsaydık acaba hatırlayabilecek miydik? Her hâlde bu işte pek başarılı olamayacağız.
Bu yazımızda sunulan siyah beyaz fotoğrafın çekim tarihi 3 Mayıs 1971. Demek ki fotoğrafımızın yaşı 30. yılını tamamlamış. Bir neslin ötesinde kalan yaş… Fotoğraftakilerin üçü de hayatta… Kim olduklarını da biliyoruz; ancak fotoğrafın arkasında çok sonraları yazılmış bir yer tanımlaması var: “Tavus Baba-Aydın Reis Tepesi.” Meram tepelerini iyi bilenler hatırlayacaklardır ki “Tavus Baba” ile “Aydın Çavuş” arasında epeyce bir mesafe vardır.
Bugün, 16 Eylül 2001 Pazar, saat sabahın onu… Biraz önce yukarıda anılan yerleri uzun uzun dolaşıp fotoğraflarını çektikten sonra eve dönüp masamın başına oturdum. Yarım saat süren dolaşmalarım sırasında siyah beyaz fotoğrafın çekildiğini tahmin ettiğim yerleri adımladım. Amacım, fotoğrafı konumuna oturtmak, yani çekildiği mekânı belirleyebilmek! Çünkü “Hafıza-i beşer” dediğini yapmış, fotoğrafın nerede çekildiğini hatırlayamamıştı.
Ben de, 62 yıllık bir Konyalı olarak fotoğrafın yerini belirleyemedim. “Acaba şurası mıydı?”, “Yoksa burası mıydı?” diye diye epey dolaştım. Tepeler bir hayli bakım görmüş, bu arada ağaçlar belki de ilk otuz yaşlarını tamamlayıp üzerine birkaç yaş daha almışlardır.
Önce Aydın Çavuş Lokantası’nın bulunduğu yere ulaştım. Arabaların park ettiği yerin üç yönünü elimdeki fotoğrafla birlikte değerlendirdim. Sonuç mu? Galiba sonucun ne olduğuna siz karar vereceksiniz.
İkinci durağımız Tavus Baba’nın türbesinin bulunduğu yer ve yakın çevresi oldu. Seyyar-sabit satıcıların karşısında, konduruluveren lokantamsı yerin arkasında kalan sekileri birer birer dolaştım. Makinemin etrafı didik ettiği dakikalarda öbür elimde de siyah beyaz fotoğrafımız vardı. Sağa, sola dönüyorum, yere çömeliyor, belimi kırıyorum; yok, yok… Ancak eli boş dönmemek için çeşitli açılardan fotoğraflar çekiyorum.
Biri bir ilkbaharın öğlesinde, öbürü kocamış bir sonbaharın sabahında çekilen fotoğraflar elbette boy atıp serpilen ağaçların engellemesiyle karşılaşacaktı. Öyle de oldu ve fotoğrafı konumuna oturtamadım. Bu sayfayı süsleyecek renkli fotoğraflar elbette günümüzün canlılığını, yetişmişliğini taşımaktadır.

***

Rahmetli annemin dilinde “İsbâ bazarı” şeklinde söylenilen, asıl adı “Sipahi Pazarı” olmakla birlikte esnaf arasında “Dellâl Pazarı” olarak bilinen iş yerini bilenleriniz vardır. Aziziye Camii’nden Sarraflar Yeraltı Çarşısı’na giderken yolun sağında kalan Tellâl Pazarı’nın girişi, eski han kapılarını hatırlatan büyüklüktedir. Oraya at arabalarıyla, otomobillerle, hatta minibüslerle bile girebilirsiniz. Birkaç metre sonra bir avlu ile karşılaşacaksınız. Ortada küçük bir havuz, etrafında, daha doğrusu iki yanında dört musluk olan bu havuz âdeta pazarın sembolü gibidir.
İşte bu pazarın esnafından üçü, bir Mayıs günü Meram’ın yolunu tutup orada öğle yemeklerini yiyeceklerdir. Benim çocukluğumda bir “Ahçılar için” vardı. Orada belki altı yedi tane lokanta vardı. Bugün sadece “Hoşgör Lokantası” kalmıştır. İşte Tellâl Pazarı esnafı öğle yemeklerini buradan karşılardı. Tabiî her zaman böyle olmazdı. Bazen de iş bitirici bir kalfa veya dükkânlardan birinin yetişkin oğlu etli ekmek yaptırmaya gönderilirdi. Bu iş için en uygun yer Kadınlar Pazarı’nın giriş koridoruydu. Daha ilerideki manavlardan alınan domates, biber, soğan vb. uygun bir şekilde kasaba ulaştırılır, orada da bire bir olarak eklenen et ile etli ekmeğin ham maddesi hazırlanmış olurdu. O yıllarda, civarda iki adet fırın vardı. Onlar sabahları pide pişirir, pazar sabahları da börek nöbetine girerlerdi. Haftanın altı gününde ise öğle namazından önce başlayarak etli ekmek servisini başlatırlardı.
Ancak fotoğraflarımızdaki Tellâl Pazarı esnafı o gün ne Ahçılar İçi’ne, ne de Kadınlar Pazarı civarına iltifat etmişler; doğruca Meram’a koyulmuşlardır. Tabelacı Hasan Sakaoğlu, hazır elbiseci Ahmet Sazan ve Halıcı Refik Hızlı’dan oluşan ekip yiyeceklerini çarşıdan alıp tepenin yolunu tutmuş.
Ön plânda yer alan testi de unutulmamış. Acaba su bardağı var mı? Yoksa susayan, o ünlü tablodaki çiftçi gibi testiyi dikiverecek de öyle mi içecekti? Ne yediklerine gelince… Galiba etli ekmek yiyorlar.
Fotoğrafı kimin çektiği ise belli değil, arkasında herhangi bir yazı yok. Dördüncü bir kişi de yok… Oralarda dolaşan birilerinin olacağı akla gelebilirse de öyle de değildir. Fotoğraf makinesi otomatikmiş. Uygun bir yere kurulmuş ve üç pazarlı poz vermişler. Fotoğraftan öyle anlaşılmıyor mu? Otomatik makinelerin düğmesine bastıktan sonra 19’a kadar sayardınız, sonra makine iş başı yapardı. Hep sormuşumdur, niçin 15’e veya 20’ye değil de 19’a kadar sayılınca makine çalışıyor?
Fotoğrafa dikkatlice bakılırsa arka plânda geniş bir düzlük yer almaktadır. Ağaçların cılızlığı da gözden kaçmamaktadır. Bugün sadece, bu alana göre çok küçük bir düzlük alan var; o da Aydın Çavuş Lokantası’nın yanındaki oto parkı…
Bize ip ucu olabilecek noktalardan biri de masa ve sandalye görevini üstlenen kütükledir. Acaba onlar ne zamandan ne zamana kadar ve nerelerde kullanılmışlardı? Bu konuda hafızalarımıza mı, olmayan belgelere mi iş düşüyor, bilemiyorum.
Sol arkada fonda yer alan evler neresidir? Konya desem değil, Konya öylesine uzak ki…. “Acaba Dere tarafları mı?” diye düşünerek o açıdan bazı kareler aldım. Aklıma, aile bahçesinin gerilerinde kalan yerler de gelmedi değil. Ancak onu da uygun göremedim. Belki sizler daha insaflı davranır ve fotoğrafımızı bir yerlere bağlayıverirsiniz.
Tavus Baba Türbesi’nin yakınlarındaki sekilerden, kıvrılıp giden patikalardan ve merdivenli yollardan da çeşitli kareler aldım. Sekilerden alınan fotoğraflara dikkatle bakmamız gerekecek. Acaba bize yardımcı olabilecek izler var mı?
Ben, uzun yıllar Konya’dan ayrı kaldığım için bu gelişme ve değişmeleri pek yakından takip edemedim. Ancak özellikle ilkbaharda ve sonbaharda Konya’ya yapılan küçük kaçamaklarda ikinci sekiye gelir, küçük çantamdaki nevalemle, şehre karşı doyumsuz bir öğle yemeği yerdim. Bu yemekte bile bir eskiyi özlemenin izlerini bulabilirdiniz. Niçin mi? Söyleyeyim. Acaba benim “nevale” diye adlandırdığım yiyecekler nelerdi? Yarım ekmek, 250 gram tulum peyniri, belki ondan biraz fazla “Ankara helvası.” Şimdi de öyle mi diyorlar bilmiyorum, o zamanlar kahverenkli helvaya bu ad verilirdi. Şehri seyrederek ve her zaman etrafımda kimse olmadan yediğim öğle yemeklerini nasıl unutabilirim. İşte, ağabeyim ve iki arkadaşının bu açık hava yemekleri bana da bunları hatırlattı. Peyniri Aziziye Camii civarındaki bir bakkaliyeden, helvayı ise çıkrıkçılar içindeki tek helvacıdan alırdım.
Evet, “geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer”miş; hem de kaç cihan.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: