Gönderen: meram | Mart 25, 2007

Yaz Olunca Var Meram Üzre Safası Konya’nın

img_2423.jpg

“YAZ OLUNCA VAR MERAM ÜZRE SAFÂSI KONYA’NIN”
Dr. Hasan ÖZÖNDER

Şimdi Meram’ın tam zamanı. Bugünlerde Meram’ın tadına doyum olmaz. Meram’ın her tarafı, yeşilliklere bürünmüştür. Yeşilin bütün ton ve nüanslarını Meram’da seyreder ve keşfedebilirsiniz, mevsimin şu günlerinde.
Meram bu günlerde, yemyeşil elbiselerini giymiş şûh bir mahbub gibidir. Ele-avuca sığmaz bir coşkunluk içerisindedir. Tabiat bütün güzelliklerini Meram’da sergileme özlem ve meramına erişir bugünlerde Meram’da, türüm türüm çiçek, çimen, toprak, ot kokar şimdi.
Meram çayı, bir başka heyecanla akar bu mevsimde. Birbirinin üstünden atlayıp, kayarak gelir; başını taştan taşa vurarak, Meram suyu coşku, heyecan, hız doludur şimdi. Maşûkuna bir an önce kavuşmak, vuslata ermek, meramına erişmek için on sekizinde gibidir. Olanca gözü karalığı, had, hudut bilmezliği, heyecanı, ser mestliği ile. Zaman zaman kabına, yatağına sığmayarak etrafını basması bundan dolayı idi, baraj yapılmazdan önce Meram Çayı’nın coşkunluklarını, hırçınlıklarını, ele-avuca sığmazlıklarını siz asıl Apa’dan sonraki mecrasında seyredin. Ne maceralı mecradır öyle. Kıvrıla kıvrıla akışlar, salına salına gezişler. En, boy, endam sergileyişler hep oradadır. Kayalardan, kayalık vadilerden geçerken tutturduğu türküyü siz başka yerde dinleyemezsiniz. Bu armoni, Dere’yi geçinceye kadar, bilemediniz Maarif Değirmeni’ne kadar sürer gelir. Ondan sonra Meram Çayı, el yüzüne çıkacaktır. Yerli-yabancı, mukim-misafir onu enine-boyuna, genişliğine-derinliğine hep inceleyecektir. Böyle bir nazar altına girince, öyle şımarık çocuk gibi hoplayıp-zıplaması yakışmaz. Konya’ya, Konya’lıya, Konya’nın suyuna-toprağına o hafif meşreplilik hiç münasip düşer mi Meram Çayı’na? Burası edep, hâyâ, ve terbiye üniversitesi olan Mevleviliğin beldesidir. Ev ve dükkanlarının duvarını “Edep Ya Hû” levhaları boşuna mı süsler? Mevleviliğin Pîr’i büyük gönül adamı Mevlâna (min küllil-vücuh evlânâ) bir güç zikr-i ilahi ile meşgulken bülbüller coşup, cûş u hurûşa gelerek şakımaya başlayınca, Mevlânâ’nın gönül rabıtası kopar hale gelmişti de o koca Pir, “susunuz” demişti. O günden itibaren bülbüller ötmez olmuştu, Meram’da zikr-i Mevlânâ ile coşan bülbüller bile erenler meclisinde diline (lisanına) ve diline (gönlüne) sahip olmayı bir anda unuttukları için, o ulu Hak Dostu’nun bu nezih hitabı ve itâbı üzerine büründükleri hicap tülleriyle bir daha ötmeye cesaret edememişlerdi.
“Bülbül elhan eylemez bu beldede vakt-ı seher
Zikr-i Mevlana’ya mani olmuş ol murğ meğer”

Öyle ise suya ne oluyor ? Mevlânâ’nın ve nice evliyaullahın ayak bastığı topraklardan; unutulmaz edebi meclislerindeki; gönül kulağı ile şöyle bir dinlenilse hâlâ duyulabilecek nezih sohbetlerinin yapıldığı bağ, bahçe ve konaklarının arasından geçerken, yukarılardaki hırçınlığını, ser-azâd akışını, taştan taşa zıplayarak köpükler saçarak tutturduğu türküsünü devam ettirmesi revâ mıdır, sezâ mıdır?
Onun için Meram Çayı Kızlar Kayaları’na yaklaşırken, ister istemez bir vakar, ciddiyet ve hilmiyete bürünür. Yoluna sükunetle, ağırbaşlılıkla, vakarla devam eder. Olanca durgunluğu ve olgunluğu ile.
Ondan sonra mı? Gayri o önceki yaramazlığı, coşkunluğu, ser-mestliği bir daha göstermeye imkân ve fırsatı olmayacaktır. Çünkü bunca bağ, bahçe, tarla, meyvelik, sebzelik ondan hizmet bekler. Hayat bekler. Canlılık ihtizâr eder. Dörtokka, Yorgancı, Selver, Lâlebahçe ve daha sırada bekleyen suya muhtaç topraklar ona dört gözle muntazırdır. Onlar susuzluktan kavrulmak üzere iken, hoyratlık, yaramazlık, vurdum duymazlık, toyluk, avârelik, sorumsuzluk, Meram’ın Çayı’na bile yakışmaz. Çünkü o, Mevlânâ’nın beldesi Konya topraklarına yüz sürmüştür. Secdeye kapanmıştır. Didr-ı İlahiye’ye ermek için başını taştan taşa vurarak gelmiştir. Gayri, o da inâbe almıştır. Olmuş ve olgunlaşmıştır. Yaratılışının hikmetine ermiştir. Var oluşunun sırlarına vakıf, görevinin inceliklerine muttali olmuştur.
Öyle ise, şimdi hizmet ve himmet zamanıdır. Oyun, oynaş zamanı değil. İşte macera, yıllar yılı, asırlar boyu bu minval üzere devam ede gelir. Bundan sonra da bu mihval üzere devam edip gidecektir…
img_1369.jpg
Siz en iyisi, bir gezin bu günlerde Meram’ı. Havası, suyu, yeşillikleri erdirecek gönül huzuruna, merâmınıza, murâdınıza sizleri de .
Hem bu yıl bir başka güzellik de Meram. Öğleye kadar günlük güneşlik. Ardından bir güzel yağmur ki nesine doyum olmaz. Adeta ağırbaşlı Meram Çayı’na, o vakarlı akışından dolayı gökyüzünün bir hediyesi. Bazen bardaktan boşanırcasına, sağanak halinde. Biraz sonra giderek yavaşlayan bir rahmet hali. Her taraf yunup, yıkanıyor. Şırıl şırıl, tertemiz. Derken ardından bir ikindi güneşi ki sormayın. Kızlar Kayası’nın ardına saklanarak, Meram’a rahmet eleyen bulutların bu cömertliğini göstermelerine müsaade eden güneş, her tarafı sulayan rahmet faslından sonra Aydın Çavuş Tepesi’nden baş gösterip, ben buradayım dercesine, rengarenk ışınlarını Meram Vadisi’ne salmasıyla meydana gelen güzelliği tarif, tasvir ve tabire benim kalemim yetmez. Bu seyrine doyulmaz güzelliklerini ancak çay bahçesinde güç bela sığınmaya muvaffak olduğunuz bir şemsiyenin (daha doğrusu yağmurluğun) altında tavşan kanı çayınızı yudumlarken bizzat yaşamanız lâzım. O enfes renk, ışık ve arama armonisi ile yoğrulmuş, sarmaş dolaş olmuş manzarayı size behemehal göstermemi isterseniz, ya bizzat gelmenize yahut da manzaranın bütün tayflarını; güneşin ışın-ötesi güzelliklerini, yeşilin bütün ton ve nüanslarını yakalayabilecek çok yüksek asa’da film ile, bütün bu güzellikleri kapsayabilecek kalitede fotoğraf makinesi veya video-kameraya ihtiyaç var. Kaldı ki böyle üstün özelliklerde bir teknik imkân henüz icat edilmemiştir. Siz, en iyisi bizzat gelip bu güzellikleri bütün benliğinizle yaşamaya bakın.
En iyisi siz, gelin bu günlerinde Meram’ı bir seyredin, Aydın Çavuş’dan, Cennet Kayaları’ından. Çıkın Köyceğiz sırtlarına; dalın gözünüzle Meram vadisinin bol ve cömert yeşilliklerine. İnin nâfiz nazarlarınızla Meram Çayı’nın, kâh yemyeşil, kâh masmavi akan sularının derinliklerine. Yıkayın zihninizin yorgunluklarını, gönlünüzün gam ve gasâvetini. Dalın çocukluğunuzdaki Meram’ın çocuksu hatıralarına. Tahayyül edin delikanlılığınızın ilk göz ağrılarını, ilk gönül çırpınışlarını, şu patika yoldaki, o ağacın altındaki, bu tepedeki. Sonra tahatür ediniz olgunluk çağınızda incecik, kıvrım kıvrım uzayıp giden bağ bahçe yollarında, eski Mevlevi konaklarının civarındaki merislerde gezişinizi; acaba Hazret-i Pir’in sohbetlerinden kalmış bir fısıltı duyar mıyım diye büyük bir özlemle yanıp-yakınmanızı…
Bütün bunları geçirin gözünüzün ve gönlünüzün önünden bir bir. Ve yaşayın bu günlerini, Meram’ın doyulmaz güzelliklerini..
Meram bugün de, kendisine misafir olacak herkesi merâmına, murâdına erdirecektir. Hele bu mevsimde, bu mevsimin şu güzel günlerinde. Olanca cömertlikleriyle.
“Yaz olunca var Meram üzere sâfâsı Konya’nın”
diyen Konya’lı Âşık Şem-i’nin bu nezih davetine icabet etmeye ne buyrulur?…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: