Gönderen: meram | Mart 25, 2007

Başka Meram Yok ki!

musiki_grup.jpg

BAŞKA MERAM YOK Kİ!
Nail BÜLBÜL

Evliya Çelebi’nin ünlü seyehatnamesinde değerini bulan Meram, her mevsimde bir başka güzelliğe bürünür. 50 yıl öncesine kadar şehrin önde gelen eşrafını tarif için “Türbe önünde evi, Meram’da bağı var” deyimini kullanmak yeterli olurdu.
80 yıl öncesine kadar Alaaddin Tepesi, Hapishane Caddesi ile Mevlâna Türbesi ve civarındaki mahallelerde Müslüman; Araboğlu Makası ile Sahipata Camii arasında kalan ve “Altınçeşme Önü” adı verilen mahallelerde de gayrimüslim aileler otururmuş. Bunlar zamanla Konya’dan ayrılınca, boşalan evlere 1920’den itibaren Yugoslavya ve Yunanistan’dan gelen balkan muhacirlari, Küllükbaşı ve Tarla Mahallesine Boşnak, Pomak ve Arnavut asıllı Müslümanlar, Muhacir Pazarı’na ise Kırım Tatarları getirilerek yerleştirilmiş.
İbrahim Hakkı Konya’lının yazdığı “Konya Tarihi”nde, Fatih Sultan Mehmet döneminde en eski mahallelerin Şekerfüruş, Şükran, Kadı Alemşah, Abdulaziz, Kalenderhane, Karakurt, Dursun Fakih, Medrese, Muhtar, Hoca Ferruh vs. olduğu görülür. Hicri 971 yılında Kanuni devrine ait Konya müzesinde bulunan “Şer’i Sicil” defterinde ve II. Bayezid zamanında Kâtip Ali tarafından yazılan İlyazıcı defterinde ise, mahalle sayısı 79’a ulaşırken, ilk defa “Türbe- i Celâliye-i Mutahhare” ismi yer alıyor.
Şehrin dışında mesirelik olan Meram’ın adı en eski kayıt olarak, Şeyh Muhammed İbn- i Ahmed- i Mukaddesi’nin hicri 400 yıllarında yazdığı “Kitab-ül – İşarat Fi Marifeti-iz-Ziyarat” adlı kitapta şu şekilde geçiyor:
“Konya, batı sonundaki iki çatal dağların doğu eteğine yakın düz yerde akar sulu, bağlı ve bahçeli bir şehirdir. Mamur sur’u vardır. Cenub tarafında ol dağların eteğinde Meram nam bahçeleri ve mesiresi olup, dağdan şehre ve Meram’a nehirler akar.”
Miladi 1650 yılında Konya’ya gelen Evliya Çelebi ise, seyahatnamesinin 3. cilt 20. sayfasında Meram’dan şöyle bahseder:
“Herkes ve Seyyahlar Konya’nın mesirelerini, hıyabanlarını (2 tarafı ağaçlı yol) methederler. Hakikat bu hakir de yirminci seyehatim olan bu seferime kadar böylesini görmedim.
Peçoy, Serm şehrinin Baruthane Mesiresi, Kırım’daki Savuk Bağı, İstanbul’un 170’den fazla bahçe ve gülistanları, Malatya’nın İspoza’sı Tebriz’in Şahı Cihan bağı bu Konya’nın Meram mesiresinin yanında bir çimenlik bile olamazlar. 9 bin kadar bağ ve bahçesi vardır. Bir diyar garibi kimse bu bağların içine girse garkolur gider.
Güzel sesli kuşların ötüşleri insana taze hayat verir. Konya’lılar ehl ve iyalleriyle sekiz ay Meram’da oturup zevk-ü safa ederek felekten gam alır, nice bin bağ evleri ve Kulebe-i Ahzanları, cami, mescit, musalla ve hanları, hamam, çarşı ve pazar yerleri vardır. Ahalinin Konya’ya hiç ihtiyaçları yoktur”
Miladi 1779’da Hac için İstanbul’dan yola çıkan Edib İbn-i Mehmet Derviş, Mekke’ye giderken geçtiği Konya’da gördüğü Meram’ ı methederken, “Akarsulu, bağ ve bahçeli, latif bir hamamı vardır. Bu hamamın içinde gayet yüksek akar bir şadırvan vardır” diyerek şu beyti kaydeder:
“Erişür fıskiyyesi aktıkça daim bamına
Cennete girmek dilersen gir Meram hamamına”
Gönüller Sultanı Hz. Mevlana Celaleddin Rumi’nin de sıcak aylarda soluklandığı Meram, elbette bugünkü Meram değildi. Eski kayıtlarda methedilen Meram’dan eser kalmamış gibi. Buna rağmen, yine de adı bile insana gönül ferahlığı vermeye yetiyor.
Şehirden Meram’a giden ilk yol, Selçuklu’lar döneminde Konya dış kalesi çeşme kapısından çıkarak, Asker Hastanesi ve Karayolları Parkı arasından Şeyh Sadreddin’i Konevi Camii önü ve istasyon içinden geçip, Havzan’ ı takiben Ateşbaz-ı Veli Türbesi önünden Meram’a ulaşan yoldu. 2 tarafı iğde ağaçları sıralı, Larende Caddesi, Söylemez Konağı, Aslan Ali mezarlığı ve Meram ırmağının taksim edildiği Müftü Gediği’ni takiben çıkan yol da, bildiğimiz eski yoldur.
Meram’ın gelişmesi ve ulaşımın daha rahat sağlanmasını temin eden yeni yol ise, 1938’de Vali Cemal Bardakçı tarafından açtırılmıştır. 17 Eylül 1938 tarihli Yeni Ses Gazetesi’nde yer alan Konyalı meşhur aşık Mehmet Yakıcı’nın bir şiirinden, şose olan bu yeni yoldan Ahat’ların Recep isimli bir şahsın otobüs çalıştırdığını ve otobüsü de Hasan isimli birisinin kullandığını öğreniyoruz.
Yaşlı Meramlı’lardan edindiğimiz bilgiye göre; Vali Bardakçı, yolun bozulmaması için bir süre tekerlekleri demir şınalı “Çemberli” at arabalarının geçmesini yasaklamış. Bu arada, yolun geçtiği arazilerin sahipleri “Şerefiye” parasını karşılamadığı için istimlak bedelini bile almaktan vazgeçmişler.
Başarakavak’tan çıkan suyun oluşturduğu Dere’den geçerek gelen “Meram Çayı”, 40 yıl öncesine kadar şehrin doğu ve güneyindeki, bugün yerinde yeller esen bağ ve bahçelerini sulardı. Meram Çayı ayrıca, kenarındaki sarnıçları doldurur, kullanma suyu ihtiyacını da karşılardı.
Bugün Çamlıbel adıyla faaliyet gösteren bahçede 30 yıl öncesine kadar yerinde duran ve yaz aylarında caz ve saz takımlarının halkı eğlendirdiği üzeri kapalı sahneyi de Vali Cemal Bardakçı yaptırmış. Meram Köprüsü’ne girerken sağ başta Sinan Değirmeni, Hamamın batısında halka açık bahçede de Meram Değirmeni bulunuyordu. Bunlar 40 yıl kadar önce yıktırıldı.
Sinan Değirmeni’nin civarında dükkanlar, hamamın bitişiğinde dükkan ve mis gibi somun ekmek çıkaran bir fırın vardı. Köylüler Hıdrellez’de dağlardan kar getirip, köprünün başında parçası 5 kuruşa çocuklara satarlardı. Meram’da, halkın şehire inmeden ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri sayıda dükkan bulunuyordu. Her taraf, üzerlerinde Tiğin’lerin (sincap) oynaştığı Pelit Ağacı Suvarmılık ve Karakavak doluydu.
Meram’ın dillere destan bağ ve bahçelerinde bülbüller ötüşür, güllerin envai çeşidi açardı. Meram’da ikamet edenlerin yanısıra, kışı şehirde geçirip yazın Meram’a taşınanlar da vardı.Yaz aylarında zamanının bir bölümünü Meram’da geçiren Mevlana’nın, tefekkür halinde iken bülbül sesinden dikkatinin dağılıp, “susunuz” dediği, bülbüllerin bu ikazdan hicab duyarak Mevlâna şehre dönünceye kadar Meram’ı terkettikleri kaydedilir.
Belki de güzelliğinin yüzde birini bile dile getiremediğimiz Meram için bizim söyleyeceğimiz fazla bir şey olamaz. Çocukluğumuzun hatıraları bırakınız bizimle kalsın. Çünkü; görüp yaşadıklarımızdan, toprak ara yolları, ağaçları, kerpiç duvarları, bahçeleri, ırmakları, meyve ve sebzeleri, daha da önemlisi insanlarından eser bırakılmadı.
Meram Belediyesi’nin, mevcut güzellikleri bir nebze de olsa koruma ve geçmişi günümüze taşıma adına gösterdiği çaba takdire değer. Yapılaşma böyle devam ettiği taktirde, bülbül ve tiğinler’in terkettiği Meram’da yeşilliğin kökü de kazınacak. Bırakalım, Meram hiç olmazsa geleceğe böyle kalsın.

Evliya Çelebi’nin ünlü seyehatnamesinde değerini bulan Meram, her mevsimde bir başka güzelliğe bürünür. 50 yıl öncesine kadar şehrin önde gelen eşrafını tarif için “Türbe önünde evi, Meram’da bağı var” deyimini kullanmak yeterli olurdu.
80 yıl öncesine kadar Alaaddin Tepesi, Hapishane Caddesi ile Mevlâna Türbesi ve civarındaki mahallelerde Müslüman; Araboğlu Makası ile Sahipata Camii arasında kalan ve “Altınçeşme Önü” adı verilen mahallelerde de gayrimüslim aileler otururmuş. Bunlar zamanla Konya’dan ayrılınca, boşalan evlere 1920’den itibaren Yugoslavya ve Yunanistan’dan gelen balkan muhacirlari, Küllükbaşı ve Tarla Mahallesine Boşnak, Pomak ve Arnavut asıllı Müslümanlar, Muhacir Pazarı’na ise Kırım Tatarları getirilerek yerleştirilmiş.
İbrahim Hakkı Konya’lının yazdığı “Konya Tarihi”nde, Fatih Sultan Mehmet döneminde en eski mahallelerin Şekerfüruş, Şükran, Kadı Alemşah, Abdulaziz, Kalenderhane, Karakurt, Dursun Fakih, Medrese, Muhtar, Hoca Ferruh vs. olduğu görülür. Hicri 971 yılında Kanuni devrine ait Konya müzesinde bulunan “Şer’i Sicil” defterinde ve II. Bayezid zamanında Kâtip Ali tarafından yazılan İlyazıcı defterinde ise, mahalle sayısı 79’a ulaşırken, ilk defa “Türbe- i Celâliye-i Mutahhare” ismi yer alıyor.
Şehrin dışında mesirelik olan Meram’ın adı en eski kayıt olarak, Şeyh Muhammed İbn- i Ahmed- i Mukaddesi’nin hicri 400 yıllarında yazdığı “Kitab-ül – İşarat Fi Marifeti-iz-Ziyarat” adlı kitapta şu şekilde geçiyor:
“Konya, batı sonundaki iki çatal dağların doğu eteğine yakın düz yerde akar sulu, bağlı ve bahçeli bir şehirdir. Mamur sur’u vardır. Cenub tarafında ol dağların eteğinde Meram nam bahçeleri ve mesiresi olup, dağdan şehre ve Meram’a nehirler akar.”
Miladi 1650 yılında Konya’ya gelen Evliya Çelebi ise, seyahatnamesinin 3. cilt 20. sayfasında Meram’dan şöyle bahseder:
“Herkes ve Seyyahlar Konya’nın mesirelerini, hıyabanlarını (2 tarafı ağaçlı yol) methederler. Hakikat bu hakir de yirminci seyehatim olan bu seferime kadar böylesini görmedim.
Peçoy, Serm şehrinin Baruthane Mesiresi, Kırım’daki Savuk Bağı, İstanbul’un 170’den fazla bahçe ve gülistanları, Malatya’nın İspoza’sı Tebriz’in Şahı Cihan bağı bu Konya’nın Meram mesiresinin yanında bir çimenlik bile olamazlar. 9 bin kadar bağ ve bahçesi vardır. Bir diyar garibi kimse bu bağların içine girse garkolur gider.
Güzel sesli kuşların ötüşleri insana taze hayat verir. Konya’lılar ehl ve iyalleriyle sekiz ay Meram’da oturup zevk-ü safa ederek felekten gam alır, nice bin bağ evleri ve Kulebe-i Ahzanları, cami, mescit, musalla ve hanları, hamam, çarşı ve pazar yerleri vardır. Ahalinin Konya’ya hiç ihtiyaçları yoktur”
Miladi 1779’da Hac için İstanbul’dan yola çıkan Edib İbn-i Mehmet Derviş, Mekke’ye giderken geçtiği Konya’da gördüğü Meram’ ı methederken, “Akarsulu, bağ ve bahçeli, latif bir hamamı vardır. Bu hamamın içinde gayet yüksek akar bir şadırvan vardır” diyerek şu beyti kaydeder:
“Erişür fıskiyyesi aktıkça daim bamına
Cennete girmek dilersen gir Meram hamamına”
Gönüller Sultanı Hz. Mevlana Celaleddin Rumi’nin de sıcak aylarda soluklandığı Meram, elbette bugünkü Meram değildi. Eski kayıtlarda methedilen Meram’dan eser kalmamış gibi. Buna rağmen, yine de adı bile insana gönül ferahlığı vermeye yetiyor.
Şehirden Meram’a giden ilk yol, Selçuklu’lar döneminde Konya dış kalesi çeşme kapısından çıkarak, Asker Hastanesi ve Karayolları Parkı arasından Şeyh Sadreddin’i Konevi Camii önü ve istasyon içinden geçip, Havzan’ ı takiben Ateşbaz-ı Veli Türbesi önünden Meram’a ulaşan yoldu. 2 tarafı iğde ağaçları sıralı, Larende Caddesi, Söylemez Konağı, Aslan Ali mezarlığı ve Meram ırmağının taksim edildiği Müftü Gediği’ni takiben çıkan yol da, bildiğimiz eski yoldur.
Meram’ın gelişmesi ve ulaşımın daha rahat sağlanmasını temin eden yeni yol ise, 1938’de Vali Cemal Bardakçı tarafından açtırılmıştır. 17 Eylül 1938 tarihli Yeni Ses Gazetesi’nde yer alan Konyalı meşhur aşık Mehmet Yakıcı’nın bir şiirinden, şose olan bu yeni yoldan Ahat’ların Recep isimli bir şahsın otobüs çalıştırdığını ve otobüsü de Hasan isimli birisinin kullandığını öğreniyoruz.
Yaşlı Meramlı’lardan edindiğimiz bilgiye göre; Vali Bardakçı, yolun bozulmaması için bir süre tekerlekleri demir şınalı “Çemberli” at arabalarının geçmesini yasaklamış. Bu arada, yolun geçtiği arazilerin sahipleri “Şerefiye” parasını karşılamadığı için istimlak bedelini bile almaktan vazgeçmişler.
Başarakavak’tan çıkan suyun oluşturduğu Dere’den geçerek gelen “Meram Çayı”, 40 yıl öncesine kadar şehrin doğu ve güneyindeki, bugün yerinde yeller esen bağ ve bahçelerini sulardı. Meram Çayı ayrıca, kenarındaki sarnıçları doldurur, kullanma suyu ihtiyacını da karşılardı.
Bugün Çamlıbel adıyla faaliyet gösteren bahçede 30 yıl öncesine kadar yerinde duran ve yaz aylarında caz ve saz takımlarının halkı eğlendirdiği üzeri kapalı sahneyi de Vali Cemal Bardakçı yaptırmış. Meram Köprüsü’ne girerken sağ başta Sinan Değirmeni, Hamamın batısında halka açık bahçede de Meram Değirmeni bulunuyordu. Bunlar 40 yıl kadar önce yıktırıldı.
Sinan Değirmeni’nin civarında dükkanlar, hamamın bitişiğinde dükkan ve mis gibi somun ekmek çıkaran bir fırın vardı. Köylüler Hıdrellez’de dağlardan kar getirip, köprünün başında parçası 5 kuruşa çocuklara satarlardı. Meram’da, halkın şehire inmeden ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri sayıda dükkan bulunuyordu. Her taraf, üzerlerinde Tiğin’lerin (sincap) oynaştığı Pelit Ağacı Suvarmılık ve Karakavak doluydu.
Meram’ın dillere destan bağ ve bahçelerinde bülbüller ötüşür, güllerin envai çeşidi açardı. Meram’da ikamet edenlerin yanısıra, kışı şehirde geçirip yazın Meram’a taşınanlar da vardı.Yaz aylarında zamanının bir bölümünü Meram’da geçiren Mevlana’nın, tefekkür halinde iken bülbül sesinden dikkatinin dağılıp, “susunuz” dediği, bülbüllerin bu ikazdan hicab duyarak Mevlâna şehre dönünceye kadar Meram’ı terkettikleri kaydedilir.
Belki de güzelliğinin yüzde birini bile dile getiremediğimiz Meram için bizim söyleyeceğimiz fazla bir şey olamaz. Çocukluğumuzun hatıraları bırakınız bizimle kalsın. Çünkü; görüp yaşadıklarımızdan, toprak ara yolları, ağaçları, kerpiç duvarları, bahçeleri, ırmakları, meyve ve sebzeleri, daha da önemlisi insanlarından eser bırakılmadı.
Meram Belediyesi’nin, mevcut güzellikleri bir nebze de olsa koruma ve geçmişi günümüze taşıma adına gösterdiği çaba takdire değer. Yapılaşma böyle devam ettiği taktirde, bülbül ve tiğinler’in terkettiği Meram’da yeşilliğin kökü de kazınacak. Bırakalım, Meram hiç olmazsa geleceğe böyle kalsın.

Reklamlar

Responses

  1. ders konusu olsuuuuuuuuuuuuuuuun!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!


Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: