Gönderen: meram | Mart 25, 2007

Meram’ın Eski Yaz Günleri

img_2431.jpg

MERAM’IN ESKİ YAZ GÜNLERİ
M.Tanju KALE

Meramda esen Gedavet rüzgarı, insanın bütün benliğini maziye taşır ve orada ikamete mecbur bırakır. Bahar ve güz Meram’da bir başka eser insan ruhuna. Baharı dirilişi, güzü ayrılığı müjdeler. Ayrıntı sadece çiçeklerin kokusunda gizli değildir. İnkişaf eder yeryüzü, gören gözlere hisseden ruhlara bütün benliğini sunar. Meram’ın kendisine uzanan elini, Regis Delbeuf tutmuş ve dostluğunu herkesle paylaşmıştır.
Regis Delbeuf vaktiyle İstanbul gazetesinde baş yazarlık yapmış. De Constantinople Koniah adlı eserinde, 20.yüzyıl başlarında Meram’ı şöyle anlatmakta;
“…………Büyük Çelebi ber mutat Konya’da ikamet eder. Fakat yazın o da herkes gibi yapar, Merama gider. Meram Konya’nın zengin ahalisinin sayfiyesidir. Burası (Boğaziçi) nin ve (Büyükada) nın muadilidir. Fakat burada onlardan daha serin ve daha istirahat bahş bir şey vardır.
Cenubu garbiye doğru şehre hakim olan dağlardan hesapsız kaynaklardan sular inmekte ve bunlar hoş sesli bir takım çağlayanlar teşkil ederek, ovaya doğru akmaktadır. Gölgeli ağaçlar orada bir takım yeşillik ve serinlik yuvaları vücuda getirirler. İşte yazın sıcak günlerinin ve alelhusus “Eyyamı bahur” un devamı müddetince büyük memurlar ve zenginler orada istirahat ederler ve işte bizde 1901 senesi Haziranında ikinci Büyük Çelebi’yi orada ziyaret ettik.
Bu ziyaret, içerisinden sular akan, ağaçlar ve bahçeleriyle şenlenmiş olan bir ovanın içinden geçerek yapılmış sade bir gezintidir. Bu toprakta inanılmayacak derecede bir feyiz ve bereket vardır. Biz orada gayet büyük kaysı ağaçları, meşe büyüklüğünde meyve ağaçları gördük.
Biz içerisinden geçtiğimiz zaman burası gayet latif bir meyve bahçesi idi ve yakınındaki yaylanın kuraklığının akabinde gelmesinden dolayı o nisbette kıymeti artan ve bu iki zıt manzaradan dolayı o derece gayrı muntazar ve latif bulunan bu bahçe! Seyahat muhtıra defterime bir yirmi nevi kadar muhtelif ağaç kayıt ettim ki bunlar böyle mübarek bir toprak üzerinde istedikleri gibi açılıp serpildiklerinden dolayı hep mes’ud görünüyorlardı. Bilhassa, çiçek açmış bir nevi unnap-iğde- ağacına hayran oldum ki bu mahalleri güzelleştirmeye yalınız bu kifayet edebilirdi.
Söz ile tarif olunmaz bahçeler arasında bin dönüşten sonra, içerisine kara ağaçlar, dişbudaklar ve kavaklar dikilmiş olan bir nevi parka girilir. İşte burasıdır. Arabadan iniyoruz ve büyük çelebinin oturduğu mahalle ithal ediliyoruz.
Beyaz mermer döşenmiş ve ortasından tatlı bir çağıltı ile, bir çay akmakta olan geniş bir kısım. İtiraf ederim ki bir ev içerisinden, bir akarsu geçtiğini ilk defa görüyordum. Etraf dairen medar şark tarzında sedirler ile mefruş, açık olan pencerelerden bahçelerin güzel kokuları ve kuşların cıvıltıları, nameleri girmektedir.
İşte buradadır ki Abdülvahit Çelebi bizi hürmetle dolu bir samimiyet ile kabul ediyor.
Abdülvahit, pederi Mustafa Saffet Çelebi’nin, 1888 Haziranında vuku bulan vefatından sonra, yerine kaim olmuştur. O vakitten beri büyük çelebidir. Bu zat henüz genç olup, uzun boylu, tatlı sözlü, hulyakar gözleri vardır.
Serinlik verici meşrubat getirilirken, beyaz mermerden rıhtımlar arasından geçen suyun çağıltıları arasında, musahabete girişiliyor.
Büyük Çelebi’nin herkese karşı zarif ve nazikâne bir tarzı ifadesi vardır.Demiryolu direktöründen bazı şeyler hakkında tafsilat ve malumat alıyor ve bu da kendisinin her şey hakkında ne kadar vukuf sahibi olduğunu ispat ediyor ve müsaade almak zamanı geldiğinde, bu şairane, bu virgilien mel’cei terk etmek bizim için yeis aver olmuştur.Aynı gölgeli yollardan tekrar Konya’ya dönüyoruz. Meram vahası üzerine yavaş yavaş karanlık çöküyor. Şairane bir ruha malik olan araba arkadaşım kavakların Havva’yı hatırlattıklarını ve söğütlerinde Galathe -Eski Yunan mitolojisinde bir peri, bir nymphe olup Div Endam Polypheme tarafından sevildiği halde kendisi çoban Acis’i tercih etmiş, fakat sevgilisi, Div tarafından bir taş ile ezilmiştir- yı tahayyül ettirdiklerini söylüyor. Bu gezinti Asya içerisinde uzun seyahatimizin ideali olmuştur.”
Regis Delbeuf’un araba arkadaşının söylemine ilaveten bizim ekleyeceğimiz ancak şudur ki; eldekiler zamanla kaybedilebilir, işte o zaman aranılmaya, mâzîsine artık mâzi olan hâline, kalmayan istikbaline alâka duyulmaya başlanır. Naçizane bizimde yapmaya çalıştığımız budur.

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: