Gönderen: meram | Mart 25, 2007

Otuzlu Yıllardan Bugüne Yeşil Meram

img_2219.jpg

Otuzlu yıllardan bugüne Y E Ş İ L M E R A M
Ahmet GÜLDAĞ

Dillere destan Yeşil Meram. Gezdiği yerleri, şahane etüt eden. Meskun kişilerin bilemediklerini bile, gözler önüne seren. Güzel uslubu ile kitaplarına derceden. 17.asrın eşsiz gezgini, Katip Çelebi. Bakınız, neler der Cihannüması’nın 3. cildinde Meram için.
“Herkes ve seyyahlar Konya’nın mesirelerini hıyabanlarını (Çift tarafı ağaçlı yol) methederler. Hakikat bu bakirde, yirminci seyahatim olan bu seferime kadar, böylesini görmedim. Peçoy, Serm Şehrinin Baruthane Mesiresi, Kırım’daki Savuk Bağı, İstanbul’un 170’den fazla bahçe ve gülistanları, Tebriz’in Şah-ı Cihan bağı, Malatya’nın İspoza’sı , Konya’nın MERAM mesiresinin yanında bir ÇEMENZAR (Çimenlik) bile olamazlar…”
Okumakta olduğunuz, Meram Beledıyesi Başkanı Sayın Özkan nezdinde, ilgili basın vazifelilerinin başarılı çalışmaları neticesi güzel bir dizayn ve derlemeyle yayınlanan bu dergide benimde katkım olarak, sizlere bizzat yaşadığım Meram’dan bahsediyorum.
İlk yazım, gözlemleri belleğimize yerleştirebildiğimiz Meram’la tanışmam oldu.
Şimdi de, otuz ve kırklı yılları ve bilhassa, Meramda bahar günleri ile Hıdırellz’den bahsetmek isterim.
Kış günlerinde Meram’a, mekanı, vazifesi, oturağı olmayanlar gitmezdi. Aslında gidemezdi de. Değil bugünün vasıtaları, otobüs bile ne gezerdi. Öncede bahsettiğimiz gibi, oranın kalıcı sakinleri varlıklarına göre, yaylısı, at arabası, iki tekerli merkep arabası, merkebi yoksa dabanvayla (yaya) gelir giderdi şehir merkezine. Gündüzleri ziyarete, geceleri oturumu olanlar, payton tutarak veya birisinin arabasından istifade edebilirlerdi.
Gündüzleyin gidenler, etrafı temaşa içinde seyretmek için, Landonda denilen, üç veya beş kişi taşıyabilen Paytonların, güneş yakmıyorsa körüğünü açtırır, geceleyin oturuma gidenler ise, zifiri karanlığın içinde Paytonun iki yandaki kapalı idare fenerlerinin ışığı yardımı ile kapalı olarak ve sessizce yol alırlardı. Meskunları rahatsız etmeme düşüncesiyle.
Meram’a gidişler, çeşitli yolla olurdu. Tekerlekli vasıtalar, otuzlu yılların sonuna (1938) kadar, şehir merkezinden etrafı İğde ağaçlı Larendeye girer, Anıt-süt fabrikası arası tozlu mekansız yerdeki, yazları toz bulutu, kışları çamur yolun son kısmı olan, yine İğde ağaçları yanında büyük Çınar, Pelit, Kavak, Kayısı ve Erik gibi ağaçların sıralandığı, bahçeler arasındaki yol olan bugünkü eski yol, takip edilirdi. İkincisi ise zor olmakla beraber. Şehir-İstasyon arası yaya demiryolu atlanarak. Bir yere konan araba ile Havzandan,(SSK Hastanesi arka kısmı) Ateşbaz Veli Türbesi yanından Fidanlık ve köprüye varan yol.
İkinci yolu yayalar daha çok kullanmakla beraber, çıktığı
yer ile konaklayacağı yere göre gidişler olurdu. Bu yayalar, çeşitli mahal’lerden kestirme olarak, o zamanın bozkır veya ağaçlı tarla ve bahçe aralarından, içlerinden geçerek vasıl olurlardı Meram’a.
Mesela biz Nakiboğlu ve Musalla civarındaki yaşdaşlarımızla, hafta sonları piknik yapmaya giderdik. Anne veya Ninelerimizin hazırlayıp çıkıladığı, baharın müjdecisi olan soğan kabuğu ile kırmızılaştırılmış pişmiş taze yumurta, küflü peynir, zeytin, şişe içinde Konya pekmezi ve taze tandır ekmeği azığı bazen katmer ile zenginleşirdi. Nerede, bugünün hazır Domates, Salatalık, Marul’u. Onları, Haziran ayından evvel kimse bulamazdı o yıllarda Konya’da.
Kimimiz İsmetpaşa, kimimiz Ortaokul (Karma) köşesinde, kimimizde Hastane önünde bekler, hep beraber güle oynaya koyulurduk yola. İhsaniyeden sonra, bazen Alavardı, bazen şimdi Şeker Fabrikasının bulunduğu, o günlerin toz toprak tarlalarından Kayısı ağaçları ile ormanlık Yaka’ya varırdık yarım saat içinde.
Orada mola verip birşeyler yedikten sonra, Meram’a yönelirdik. Ağaçlardaki çağlalara zarar vermez, vermek isteyenlere de mani olurduk. Köprüden iç kısım dere yamaçlarında piknik yapar, deredeki suya girer, neşe icinde huzurlu bir ortamla ikindiyi bulur, geri dönüşe başlardık.

Kırklı yılların Meram’ı
1938 lerde açılan, bahçe ve tarla sahiplerince anlaşarak, merhum Vali’lerimizden aynı zamanda yazar olan Cemal Bardakcı’nın eseri: Meram Yeni Yol.
Alaed-din ve İstasyon caddesinden geçişi yasaklanan demir şınalı arabalara burada da müsaade edilmeyen yol.
İstasyon hemzemininin başlangıcında,”Meram 8 km” levhasından itibaren başlayan makadam(şose) yol, önce ziyaretleri çoğalttı. Sonraları gelişmesini sağladı Meram’ın.
O günlerde sevinçle karşıladığımız bu yol için, bugün değişik düşünce içine girenler oluyor. “Geliştirdi, geliştirmesine de. Yeşil’i kaybettirdi. Eski yol, çevresini pek bozmadı. Orası kalsa idi keşke.” demekteler.
Kırklı yılların ortasına doğru, belediyece alınan, manevila kapılı, burunlu, mavi renkli otobüslerin, Meram’a sefere başlamasıyle yeni yoldan, değişim daha bir başkalaştı. Heybesini dolduran Meram’lı ihtiyar, rahatlıkla şehirde otobüsten inip işini tamamlıyor,Meram’ına dönüyordu akşamleyin. Tabiiki sadece iş ve ziyaret için gidenlerin dışındaki Konyalılar, Meram’ı daha çok görmeye, pikniğe gitmeye başladılar.

Hıdırellez’de Meram
Mayıs’ın 6.günü yapılan Hızır arama piknik ve şenlikleri için, kırlara, ağacı bol bahçelere akın edilir. Bilhassa öğle sonunda.
Daha çok, hanım ve kızlarımızca önemsenen ve sadece kendilerinin bulunmasını gelenek haline getirdikleri bu şenlikten, Meram’da nasibini aldı, yukarıdaki gelişme olayları ile.
Daha önce, uzakta olanların gidemeyip, yakınlarındaki bağ ve bahçelerde “Hızır” arayıp dileklerinin olmasını isteyenlere, Araplar’ın, Sedirlerin, hanım ve kızları da ilave oldu merkezdekilerle birlikte, Meram’a akın etmeye.
O gün için hazırladıkları katmer, su böreği, bulgur, meyve kakları, çerezlerin yanınada yeni yaptıkları tandır ekmeğini, soğan kabuğu ile renklendirdirip pişirdiği yumurtaları koyup, naylon torba mevcut olmadığından, bohçalara sarıp hazır olurlardı. Komşu veya tanıdıklarla birleşip, Meram otobüs durağına gelirlerdi.
Milli giysileri olan sade, şalvar ve düğmeli, bağlamalı gömlek üzerine beyaz yaşmak veya yünden dokunmuş çok geniş beyaz örtü atanlar yanında, sim işlemeler içinde rengarenk desenli milli giysileri giymiş olanların, durağı doldurmaları, bir bayram şenliğini andırırdı.
Kalabalıktan kan ter içinde binebilenler yanında, binemeyip başka yerlere gidenlerde eksik olmazdı tabii.
Aslında, bu eziyetli yolculuğa katlanmanın bir nedeni vardı. Hıdırellez günü, Tavusbaba ve Kızlar kayasına varıp dileklerini açıklamak.
Meram’a gelebilen hanım ve kızlarımız (İkide bir bu cümleyi kullanmam yersiz değil. Daha öncede bahsettiğim gibi, o yıllarda beyler ve 15 yaş üzerindekiler gelmezdi bu şenliklere. Herkesin kendine göre işi vardı. Kimi dükkanında, kimi bağı bahçesı ile meşguldu. Olmasalarda gelmezler hanımları rahatsız etmezlerdi. Yoksa haremlik selamlık değildi. Zaten daha ileri yıllarda tatil gününe rastlarsa Hıdırellez, ailecek gider oldu herkes). Tamamen tabiatın tabii içinde bulunan, kendinden çimenli, otlu, ağaçlı, toprak yamaçların altında yer yer, çağıldayarak akan dere kenarındaki yerlere, kapışırcasına otururlardı. Getirdiklerini yerleştirince, tutarlardı Tavusbaba türbesinin veya Kızlar Kayasının yolunu.
Tavusbaba ve Kızlar Kaya’sının efsaneler içinde özellikleri vardı elbet. Bilhassa Hıdırellezde Meram’a gelenler, buraları ziyaret etmeden gitmezlerdi. Uzakca olmakla birlikte gidebilenler, kayalara çaput ip bağlıyarak dilekte bulunurlardı kayaların yanında. Tavusbaba’ya çıkanlar ise, türbe önündeki güller dibine, para, dilek yazısı, gömer, ev, beşik şekilleri yaparlardı. Bu işlemler bazılarınca bir gün evvel yapılırdı. Kızlar Kayası civarı halen olduğu gibi, bozkır iken Tavusbaba sıtları da Türbeden yukarıya doğru taşlık ve bozkır halinde olduğu için işini bitiren aşağıya inerdi.
Tavusbaba ve Kızlar Kayası tarihsel ve efsaneviliklerini, burada anlatmak hem konu dışı hem de yer imkansızlığına sebebiyet verir. Zaten daha önceki sayılarda, muhterem hocamız ve kendini Konya yazılarına adamış yazarlarımızdan Sayın Prof. Dr. Saim Sakaoğlu, Meram Sayı 2’de yine Konya’nın değerli ilk yazarlarından M.Ferit Uğur, Meram sayı 5’te tetkiklerini, güzelce anlatmışlardır.
Yazdığım hatıralarda kalanları bu günlere kıyaslamadım. Fakat bana ve bazılarına göre önemli bir hareketi yazmadan edemeyeceğim.
İğne atsan düşmez deyimi halindeki kalabalık olan hanımlar, akşama doğru toparlanırlarken, işgal ettikleri yerlerde, çel çöp bırakmazlar, toplamakla birlikte ellerine geçirdikleri otlarla süpürür, temiz hale getirirlerdi.
Gün bitmiş akşam oluyordu artık. Mesirecilerin dönüş telaşı başlamıştı. Otobüslerde yer bulabilenlerin dışındakiler, çar naçar yaya düşecekti yollara.

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: