Gönderen: meram | Ekim 4, 2015

Bizim Evdeki Tel Dolabı

IMG_8843Zaman geçtikçe eskiye rağbet azalıyor.

Mutfakların tel dolapları, sinileri, kuşhaneleri, seleleri, sepetleri, küfeleri şimdi kilerlere, izbelere, depolara indi. Vakti gelince oralarda da olmayacaklar.

Vadi-yi Meram’ın bahçeli evlerine ait araç gereçler başka yerlerde olduğu gibi kaybolup gidince “bir zamanlar” diyerek başlayan cümleler kuracağız.

IMG_8845

Tel dolapları için buzdolabının atası diyebiliriz belki. Fotoğraflar bizim evden.

Kimileri de bunları bir yerlerden bularak biraz da dekoratif amaçlı kullanıyorlar. Buzdolabı niyetine kullanılan bu dolaplara yetişemeyenler hayli fazla. Benim gibi 70’li yıllarda çocukluk yaşayanlar, fabrikasyonu, garantisi olmayan bu dolapları iyi bilirler. Tel dolabı yemekleri, sinekten börtü böcekten korur, mümkün olduğu kadar serin bir yere konulurdu.

Dolabın yanında duvara asılı kalbur hala iş görüyor.

Sepet milleti de yerinde duruyor. Bugün asmanın son üzümlerini naylon bir kova yerinde sepetin içine koymak suretiyle kendimi iyi hissettim diyebilirim. 🙂

IMG_8848IMG_8856

Bunların daha büyük ve yüksek olanları ile bağ bozumuna giderdik Eylül başından sonra. Dutlu kırı bağlarına, Hocacihan bağlarına, Vadi-yi Meram’ın bağlarına giderdik. Bağbozumu günlerini keyifle yazıp Meram dergisinde yayımlamıştım yıllar evvel. Bu şiirin tarihini bile unutmuşum. 15 yıl vardır sanırım. Şiir sayfanın altında…

IMG_8852

Sepetin üzerindekini kırık bir baston sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bahar günlerinde Vadi-yi Meram bahçelerinin merizlerine, puştalarına, avarlarına bu aletle tohum veya sebze fidanı dikilirdi. Toprak tavındayken bunu yere batırınca açılan derin deliğe ne ekip dikecekseniz dibine bırakır üzerini toprakla kapatırdınız.

IMG_8858

Bu küpün turşu sakladığı günleri hatırlıyor olmak…

Evde dedeli-neneli, analı-babalı günlerde bolca turşu yapılan günler çok geride kaldı.

Hatırası bile yeter…

Eylül

/En mûnis tarafından

alâimisemâyı

yahut ölümünü toprağın

hesaba katarak Eylül’ü

her sonbaharda düşlerim…/

Ben çocukken

bağbozumuna gidilirdi

imrenirdi şehir çocukları

küfeler dolusu üzümüne

ve at arabasına dedemin..

Badem ağacı,

bağ

ve çocuk benliğim

bulanırdık muhabbete.

Kuşlukta gelirdi Kâsım

elinde sıcak bir fırın ekmeği

yüreğinde gizli yaralarla uzaklardan.

Anlardım ki Eylül’ü umursardı.

Yaz biter Eylül bitmezdi

ninemin şekerleri gibi

/şehir arsız değildi bu kadar

anneler böylesine yalnız./

akşamları

pencere önlerinde gemici feneri

dışarıda rüzgâr

aklımda Hürü’nün masalı.

İçimden serüvenler geçerdi.

Ocak başında ‘‘Tarla Dönüşü’’nü dinlerdik radyodan.

Geceleri yıldızlar kayardı

cilâlı turşu küpleri parlardı.

Dedem anlatır,gülerdi :

‘‘Filistin , Kafkasya hey

çarıklı arpa pilâvı.’’

Çarıklı arpa pilâvı ve çocuk benliğim

Kiler kokusunda kaybolurduk.

Eylül hiç kaybolmazdı…

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: